Seçkinler Kitap Yorumu
Puan vermedi
Seçkinler'i okurken ilk başta klasik bir üniversite hikâyesi okuyacağımı sanmıştım ama sayfalar ilerledikçe kendimi tamamen farklı bir dünyanın içinde buldum. Güneş'in Gümüş Kuyu'ya gelişiyle başlayan olaylar, Ulukan örgütünün sırları ve Akay ailesinin karanlık yüzü derken kitap beni sürekli "bir bölüm daha" dedirtti. En çok sevdiğim şey kitabın atmosferi oldu. Gizem, ayinler, entrikalar ve psikolojik gerilim çok güzel harmanlanmış. Sürekli bir şeylerin ters gittiğini hissediyorsunuz ve bu merak duygusu kitabın sonuna kadar hiç azalmıyor. Çağın karakteri de ilgimi çeken karakterlerden biriydi. Onu çözmeye çalışırken bir yandan Güneş'le arasındaki çekimi okumak keyifliydi. Keşke ikisinin sahneleri biraz daha fazla olsaydı diye düşündüm. Kitabın dili akıcı olduğu için sayfalar su gibi aktı. Özellikle olayların yavaş yavaş açığa çıkması ve beklemediğim yerlerde gelen ters köşeler okumayı daha da zevkli hale getirdi. Karanlık atmosferi, gizli örgütleri ve gizemli olayları seviyorsanız Seçkinler'e mutlaka bir şans verin. Ben okurken hem gerildim hem de son sayfaya kadar merakımı hiç kaybetmedim. Ayrıca kitabın temposu da oldukça başarılıydı. Her bölümde yeni bir sır ortaya çıkarken, yazar okuru sürekli tahmin yürütmeye zorluyor. Tam "Artık her şeyi çözdüm." dediğiniz anda beklenmedik gelişmeler yaşanıyor ve hikâye bambaşka bir yöne evriliyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri ise karanlık atmosferini baştan sona koruması oldu. Ayinler, gizli örgüt, güç savaşı ve psikolojik baskı unsurları bir araya gelince ortaya sürükleyici bir kurgu çıkmış. Yer yer tüyler ürperten sahneler de bu atmosferi daha etkileyici hâle getiriyor. Karakterler siyah ve beyaz kadar net değil; çoğunun gri yönleri var. Bu da onları daha gerçekçi hissettiriyor. Özellikle Çağın'ın kararları ve
SeçkinlerCan Gözek · Kaktüs Sanat Yayınevi · 20268 okunma
Herakles'in Bağları -Jasmine Mas
8/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 00:09
Acının yokluğunu neredeyse fark etmedim çünkü hayatta hiçbir şey Alexis'e duyduğum karşılıksız aşkın ıstırabıyla kıyaslanamazdı. Cenneti yerinden oynatamazsam,cehennemi ayağa kaldırırım. Herakles Ölüm Meclisi'nin avına katılmak için geri dönüyor. Bir yandan Augustus ve Kharon'a yaptıkları olaydan dolayı kızgın bir yandan ise Patro ve Akhilleus ile uğraşmak durumunda kalıyor. İlk kitaba göre bu kitapta Herakles'i daha güçlü bir şekilde okuyoruz. Ve kitapta fantastik öğelerin yanı sıra daha çok reverse harem ve romantsy olarak daha çok ağırlık verilmiş. Benim şahsen hoşuma gitti ve severek okudum kitabı. Akıcı bir şekilde ilerledi ve bazı yerlerinde çok heyecanlı sahneler vardı. Özellikle Herakles'in 12 görevi tamamlamak için harcadığı çaba çok iyiydi. Bir yandan ise yeraltından kaçan Medusa'dan dolayı Olimposlulardan bazıları korkuyor ve paniğe kapılıyorlar. Medusa ile ilgili gerçeği de sonlarda öğreniyoruz ve Herakles'in yaptığı şey beni iyi anlamda şaşırttı. Bu kitapta en çok sevdiğim olaylardan biri de Augustus ve Kharon'un Herakles'i kazanmak için gösterdikleri çabaydı. Aynı zamanda Nyx evcil hayvanın da Herakles'in yanında olup koruması güzeldi. Patro ve Akhilleus beni okurken heyecanlandıran çiftlerden bir diğeriydi.Aralarında olan tutku ve dinamik çok iyi. Hades ve Persophene'nin kızları Herakles'in yanında olup onu desteklemeleri güzeldi. Son sahnede anladığım kadarıyla diğer kitapta bir reverse harem daha çiftimiz olacak ve onları okumak için çok heyecanlıyım. Evreni karışık olmayan ve kolay okunan bir fantastik seri benim için. Eğer reverse harem de okurken rahatsız etmiyorsa tavsiye edebileceğim bir kitap. Ben Yunan mitolojisi ile ilgili kitaplar okumayı sevdiğim için bu seriyi keyifle okudum. Üçüncü kitabı heyecanla bekliyorum. Fantastik anlamda biraz
1000Kitap
Herakles'in BağlarıJasmine Mas · Juno Kitap · 202625 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·212 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:56
Bazıları toplumların yazılı ya da yazısız kurallarına A'dan Z'ye kadar uyarken, bazıları kendi isteklerini A'dan Z'ye yaşamayı seçer. A ve Z... Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe, o alfabenin oluşturduğu binlerce kelime ve yüz binlerce cümle vardır. (s. 180-181) Kitabın ana karakteri Ercan ise tam da bu kurallara canı yana yana uyanlardan biri. Ruhunun nerelere uçtuğunu, kalbinin kime ait olduğunu bile bile bedenini başka bir hayatın içine hapsediyor. Uçurumları olan Beren'e koparamadığı görünmez bir bağla bağlı kalırken, hayatının dizginlerini hep başkalarının ellerine bırakmasının sessiz isyanını yaşıyor. Ercan'ı okurken zihnimde Albert Camus'nün Yabancı , Peyami Safa'nın Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Franz Kafka'nın Dönüşüm deki karakterler canlandı. Elbette birebir aynı değiller; daha çok onların günümüz insanına uyarlanmış, modern bir yorumu gibiydi. Toplumsal kurallara uyarken kendi psikolojik dünyasında yavaş yavaş dönüşen Ercan'ın hikâyesinde insan mutlaka kendine ait bir koltuk buluyor. Yazarın dili sade ve akıcı. Buna rağmen öyle cümleler var ki, sanki kendi ruhumun yıllardır susturduğu isyanı kelimelere dökmüş gibi hissettim. "Araf, bazıları için bir mekân değil, bir ömürdür." "Sevmek mi bir lütuf, yoksa sevilmek mi?" "Aslında olmak istediği kişiyle yaşadığı kişi aynı değildir. Bazen kendini tanıyamaz; sanki kendi hayatında başka biri gibi, bir yabancı gibi yürür." "İnsan çoğu zaman hakikati bilir ama onu taşıyacak dili bulamaz. Bildiğini söyleyemez, doğruyu hisseder ama başka kelimelerle konuşur." Bu kitap benim için yalnızca iki kadın bir adam hikâyesi değildi. Toplumsal baskının, seçememenin, sonuçlarına katlanmanın ve insanın kendi hayatında bile bazen bir yabancıya dönüşmesinin romanıydı. "İlk romanında Ercan gibi katmanlı bir karakter inşa etmek cesaret
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202634 okunma
Mazide Kalan Okumalardan
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
FAHİM BEY VE BİZ ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR Abdülhak Şinasi Hisar'ın ilk romanı "Fahim Bey ve Biz", 26 Mayıs - 11 Temmuz 1941 tarihleri arasında Ulus Gazetesi'nde yayımlanmıştır. Muazzam bir eser... Edebi yönü yüksek bir Türk klasiği. Okumadıysanız naçizane tavsiye ederim. Fahim Bey, bende muhabbet hisleri uyandırdı. Ömrüm boyunca unutamayacağım roman karakterleri arasına girdi. Eser, yazarımızın babasının arkadaşı olan Fahim Bey'in ölüm haberi ile başlıyor. Daha sonra yazarın ve Fahim Bey'i tanıyan pek çok insanın onun hakkındaki hislerini ve fikirlerini okuyoruz. Görgülü, bilgili, mütevazı, iyi kalpli Fahim Bey, mali sıkıntılar içinde eşiyle küçük evinde saadet, hülya ve para hayalleri kurar. Abdülhak Şinasi Hisar, hayalleriyle yaşayan, nezaketini hiçbir şartta kaybetmeyen bir insanın dünyasını anlatır. Romanın belirgin bir olay örgüsü yoktur. Fahim Bey'i tek bir kişinin gözünden değil, onu tanıyan insanların hatıraları ve anlatıları aracılığıyla tanırız. Böylece okur, "Gerçek Fahim Bey kim?" sorusunun kesin bir yanıta ulaşamaz. Her insanın hafızasında başka bir Fahim Bey vardır. Bu da romana çok farklı bir derinlik kazandırmış. Ayrıca romanı okurken Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde kaybolan bir İstanbul hayatını ve insan tipini de tanımış oluruz. Fahim Bey, hayallerinin peşinden gitmiş; olması pek de mümkün olmayan isteklerinin sonunda hayata veda etmiştir. (Yazarı çok severim çok sayıda eserini okudum onları da paylaşabilmek temennisiyle) ESERDEN ALINTILAR: ✓ İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. ✓ "Öyle bir adamdır ki ömürdür, Fahim Bey!" diyordu. Emsali dünyada bulunmaz! ✓ Yoksa kütüphanelerine yalnız sahifelerini kestikleri
Fahim Bey ve BizAbdülhak Şinasi Hisar · Everest Yayınları · 20222,440 okunma
Düşüncelerim
8/10
·276 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:24
Gerçek anlamda bir 'tıbbi gerilim' okumak isteyenler için kesinlikle bir başyapıt. Yazarın eski bir hekim olması, kitabın her satırında kendini belli ediyor. İnsan anatomisine dair detaylar ve travma vakalarındaki klinik yaklaşım o kadar güzel aktarılmış ki; tıbbi terimlere aşina biri olarak okurken olayları içerden yaşadım. Kitabın güzel bir diğer yanı ise okurken her şeyi baştan anlamıyoruz. Adım adım dedektiflerle ilerlemek ve absürt hatalarla karşılaşmamak beni sevindirdi. Tıbbi terminolojinin hikayeyi boğmadan, aksine gerilimi artıracak bir zekayla kullanılması harikaydı. Katilin medikal bilgisini tüyler ürpertici bir silaha (özellikle kurbanlarına anestezi uygulamadan yaptığı o 'kusursuz' kesilere) dönüştürmesi gerilimi güzel sağladı. Dedektif Jane Rizzoli'nin erkek egemen dünyada kendini kanıtlama çabası da karakteri çok gerçek kılmış. Kitabın kurgusuna gelecek olursak; Boston’da kurbanlarını gece yarısı yataklarında gafil avlayan ve onlara anestezi uygulamadan akılalmaz cerrahi işlemler yapan zeki bir seri katil dolaşıyor. Basının 'Cerrah' adını verdiği bu katilin tıbbi yöntemleri, yıllar önce öldürülmüş olan başka bir katilin yöntemleriyle birebir aynı. Bütün yollar ve şüpheler ise geçmişte o katilin elinden son anda kurtulan başarılı travma cerrahı Dr. Catherine Cordell'e çıkıyor. Katil, geçmişin hayaletleriyle birlikte geri dönerken Dedektif Jane Rizzoli'nin önderliğinde nefes kesen bir kedi-fare oyunu başlıyor. ****SPOİLER İÇERİR**** Sanırım ilk kitap olduğu için Rizzoli’nin henüz çıraklık yıllarını okuyoruz. Umarım bir sonraki kitapta daha kendiyle barışık ve güçlü bir Rizzoli izleriz. Her şeye rağmen sonda Catherine’in dedektif Moore ile evlenmesine şaşırdım. Peter’la olacakmış gibi hissediyordum. Umarım sonraki kitaplarda Moore hakkında biraz daha bir
Polisiye / Gerilim
CerrahTess Gerritsen · Doğan Kitap · 201217,2bin okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 79. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:01
"Normalliğin Deliliği" eserinde Arno Gruen'in insan doğasına, toplumsal yapılara ve modern uygarlığın görünmeyen yaralarına da cesur bir eleştiri yönelttiğini düşündüm. Yazar, toplumun "normal" kabul ettiği davranış kalıplarının, bireyin kendi öz benliğinden uzaklaşmasının ve duygusal yabancılaşmasının bir sonucu olduğunu psikanalitik, felsefi ve sosyolojik bir bakış açısıyla temellendiriyor. Gruen'e göre çocukluk döneminde sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacının koşullu hâle gelmesi, bireyi kendi duygularını bastırmaya ve başkalarının beklentilerine göre şekillenmeye zorlar. Bu süreç yetişkinlikte empati yoksunluğu, otoriteye körü körüne bağlılık, şiddet eğilimi ve yıkıcılık gibi sonuçlar doğurur. Kitap, bireysel psikolojiyi toplumsal düzenle ilişkilendirerek savaşların, baskıcı yönetimlerin ve kitlesel şiddetin kökenini yalnızca siyasal nedenlerde değil, çocuklukta örselenmiş benliklerde aramasıyla dikkat çekiyor. Arno Gruen'in dili akademik olmasına rağmen örneklerle desteklendiği için düşünsel yoğunluğu okuru yormaktan çok sorgulamaya sevk ediyor; Freud, Alice Miller ve Erich Fromm'un düşünce çizgisiyle kesişen ancak kendine özgü tezler geliştiren yaklaşımı, eseri sıradan bir psikoloji kitabının ötesine taşıyor. "Normalliğin Deliliği", "normal" kavramının toplumsal bir uzlaşıdan mı, yoksa bastırılmış travmaların kolektif bir yansımasından mı oluştuğunu cesaretle tartışmaya açan, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayan, psikoloji, felsefe ve sosyoloji disiplinlerini başarıyla buluşturan son derece sarsıcı ve entelektüel açıdan doyurucu bir eser niteliğinde.
1000Kitap
Normalliğin DeliliğiArno Gruen · Çitlembik Yayınevi · 2020412 okunma