Bu aralar pisikilojikmen kötüyüm ve bu kitap iyi geldi. Zaten bunalımlarıma iyi gelen tek şey kitap okumak. Olduğum konum ve zaman ile bağımı koparmak, kısa süreliğine de olsa mükemmel bir duygu... 'İyiki' kitaplar var :))
Kitaba bayıldım, keşke daha evvel okusaydım o kadar tatlı bir kitap ki.
Çocuk ve yetişkin pisikilojisiyle harmanlanmış sohbet havası içerisinde yazılmış mükemmel bir baş yapıt. Bir oturuşta bitirebilir. Küçük prensin sözleri, konuşması bizi düşündürüyor. Hayatınızdaki sıradanlığı, mutluluğun sayılardan ibaret olmadığını söylüyor her defasında. Günümüz insanların düşüncesizligi, mutluluğun kaynağının bilinmemesi, yanlış şeylerde aranması gözler önünde... Bu kitap onları düzeltir mı bilmem ama en azından biraz da olsa düşündürür.
"Annemi anımsamıyorum. Öldüğünde bir yaşındaydım. Duygularımın nasırlaşmasının, derbederliklerimin tek sebebi, o sıcaklığın olmayışı, hatırlayamadığım öpücükleri yok yere, deli gibi özlemem."
"Ana bağrının en derin yerinden kopup gelen, küçücük bir yüze kondurulan öpücüklere kadar sızan o sevgiden nasiplenmiş olaydım, bugün acaba nasıl bir insan olurdum?"
Duyusal boşlukta olan Pessoa kitabın birçok yerinde göz yaşlarına boğdu beni, tarifsiz hislerime tercüman oldu. O kadar güzel anlatmışki kitabı okurken sözlerinde, acılarında kendimi buldum bazı sayfalarda metinlerde kayboldum...
[sıkıldığım yerler de oldu tabi:) ]
Olay örgüsü olmadığında ve pdf üzeri okumaya çalıştığımdan elimde baya süründü:/ Aroforizma ve günlük tarzında bir kitap. Birsürü alıntı çıkardım kitaptan o kadar çok çizdim ki satırların altını, her sayfada vardır altı çizili cümleler. Gerçekten müthiş yazmış Pessoa.
İyiki tanışmışım yazar la
Bu kadar duyguyu, pisikolajinin dibini nasıl yazdı veya nasıl bizi bu kadar kolay etkisi altına aldı bilemiyorum..
Stefan Zweig, sen tek kelimeyle muhteşemsin. Fikrimce bir psikolog...
Birkaç sayfa okuduktan sonra devam etmek istemedim çünkü eşini aldatan bir kadını okumaya gerek duymadım.
Ama merak ve Stefan'a duyduğum saygıdan devam etmeye karar verdim. Kitabı bitirince de 10/10 puan verdim. :))
Şimdi kitabı anlatayım. =)
Kahramanımız Bayan Irene sekiz yıllık evliliği boyunca elindeki hiç bir şeyin kıymetini bilmeden hayatını yaşamaya devam eder. Karşısına bir piyanist çıkar, bu adamın hayatına heyecan katacağını düşündüğü bir ilişki yaşayana kadar da hiç bir şeyin farkında değildir.
Lakin bu gizli ilişkinin bir tanığı vardır, bu tanık Bayan Irene' ye müthiş bir ders verir.
Aslında monoton olarak devam eden evliliğinin ne kadar değerli olduğunu o zaman idrak ediyor. ve yine bu idrakin temelinde yatan şeyin "KORKU" olduğunu görüyoruz.
Eşini aldatan bir kadının yaşadığı psikolojik yönü ağır olan bir eser.
Korku insana yapmayacağı şeyleri dahi bir çırpıda yaptırıverir. Ve yine aynı korku insanın elindeki şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunun da farkına vardırır.
Irene'nin kocasından söz etmeden bitiremeyeceğim kitabı, avukat olduğundan herhalde bilemiyorum bence sağlam bir karektere sahip olduğundan,
Konuları her taraftan ele alıp ona göre hareket etmesi, herşeye rağmen adil, iyimser ve şefkat dolu davranışları beni etkilemedi değil..
Kısacık, akıcı ve müthiş tahlilleri ile sizi sürükleyecek bir eser...
Ahmed Arif'in okuduğum ikinci kitabı...
Ahmed Arif'e bu kitapla başlamak gerekiyor diye düşünüyorum çünkü şiirleri, sözleri hepsi Leyla' ya...
Kitaba puan vermek istemedim. çünkü mektuplardan oluşan bir eser. Puanlamak ne haddime ama yine de merak ediyorsanız puanım 10/10
Okurken çoğu yerde duygulandım. Herşeye rağmen sevdasından aşkından vazgeçmemiş. Saf, tertemiz, mahsum duygularla bağlı Leyla'ya...
'Ne güzel sevmişsin sen!' dedim, çoğu sayfalarda..
Mektuplardan oluşan bir kitap.
Ahmed Arif 'i daha da yakından tanımak isteyenlere...
Okurken gözyaşlarına boğuldum
gerçekten çok etkileyici bir kitap.
Hemen hemen komşunuzdan, çevrenizden haberlerden duyduğunuz kulağa aşina gelen hikayeleri. Günümüzde bunlara benzer birsürü Yürek burkan hikayeler , çaresizlikler daha daha kötüleri bulunmakta,
maalesef bunlar yaşadığımız ülkenin gerçekleri...
Uğur Gökbukut, 5 kadın hayatını kısaca özetlemiş...
Çok basit, sade bir anlatımı var.
Üçüncü hikâye olan Reyhan’ın hikâyesi çok etkiledi beni. Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu, sevginin ve ailenin önemini ve bir gün affetmek için çok geç kalınabileceğini bir kere daha gösterdi bana.
5 ayrı hikaye. Her birinde ayrı bir imtihan, ayrı bir dünya.. Kiminde bir pes ediş, kiminde ayakta kalma çabası...
Yazarımızın emeğine ve kalemine sağlık.
Ne ağladım be!!!