Zaman içinde ön beynin (sinaptik budanma gibi süreçlerle) ince ayarlamaları tamamlandıkça hayatta tatmin getirecek daha düşük riskli, daha akılcı bir tarz benimsenir ve kişiliğin temel planı da böylece ortaya çıkar. Elbette bu gelişim herkeste aynı hızda ve yönde değildir; bireysel farklılıklar oldukça büyüktür. Bu yüzden, bu temel mekanizmanın bilinmesi halinde, her bir bireyin davranış kalıplarının ardında yatan gelişim süreçlerini daha iyi okumak mümkün olabilir belli bir yaşta herkese uygun bir formül üretmek, bu bireysel farklılıklar sebebiyle mümkün değildir.
Bu noktada genel eğitim anlayışımızla ilgili göz önüne almamız gereken önemli konular var. Özetle söylemek gerekirse özellikle ortaokul, lise ve üniversite dönemleri, beynin en hızlı değişim geçirdiği, sosyal hayat kalıplarının en net şekilde belirlendiğini dönemlerdir. Bu dönemlerde genellikle sıkıcı derslerden, sıkıcı kurallardan ve anlamsız süreçlerden ibaret gibi görünen bir eğitim süreci, gençlerin dinamik zihinsel yapılarıyla hiçbir şekilde uyumlu değildir.
Bu açıdan bakıldığında, genç öğrencilerin çoğunluğunun okulla bir şekilde sorunlu bir ilişkiye sahip olması anlaşılmaz bir muamma olmaktan çıkar. Yaratıcılığın, insan ilişkilerindeki maharetlerin, kişiye özel becerilerin gün yüzüne çıkması gereken yaş dönemlerinin büyük kısmını kalıp bir müfredat içinde geçirmek zorunda kalan bireylerin huzursuzluğu gayet tabii ve normaldir. Normal olmayan; beyin hakkında bu kadar bilgimize rağmen, halen çağlar öncesinde kalmış "sanayi devrimi" sürecinin ürünü olan standart eğitim modeli kalıbından bir türlü vazgeçemiyor olmamızdır.