Adler, Freud, Jung, Fromm gibi büyük psikiyatri ekollerinin düşüncelerini, teorilerini ve tasımlarını kendi mantık süzgecinden geçirerek günümüz düşünceleriyle harmanlayan; içine kendi yaşantısı ve klinik hayatından esintiler kondurarak, her kesimin anlayabileceği dilde yazıya döken psikiyatr Engin Geçtan'ın bu eserini çok beğendim.
Konumuz benlik. Konumuz düşünceler, duygular. Konumuz ilişkiler. Kısaca konumuz birey. Neden toplumdan hatta bazen benliğimizden korkar, içimize kapanırız? Niçin her şeye, herkese nedenini bilmediğimiz bir öfke ve nefret duyarız? Etrafımızda bir sürü arkadaşımız olduğu halde ne diye hala yalnız ve çaresiz hissederiz? Bir şeyler başardığımız halde yine de kendimizi değersiz ve yetersiz hissetmemizin nedeni nedir? Ve en önemlisi mutlu hissetmek ve toplumla uyumlu kalabilmek için kendi benliğimizi anlamak ve yaşamak niçin bu kadar önemli?
Bu sorulara eğilen Geçtan sorunların kökenini aile ortamında yaşananlara kadar götürüyor. Yetiştiğimiz aile, çevremiz, kurduğumuz arkadaşlıklar vs bunlar bir bütün olarak gelecekteki benliğimizi şekillendiriyor. Uyumlu bir kişiliğin oluşabilmesi için ebeveynlerin kendilerini yaşayabilmesi, tutarlı ve sorumluluk sahibi olması, çocuklarına güven ortamını sağlayabilmesi ve en önemlisi çocuğu kendine özgü dünyası olan bir varlık olarak kabul edebilmesi gerekli ve elzemdir.
Hiç bir insanın böyle mükemmel bir ailesi olamaz, kesinlikle. Arkadaşları ve çevresi de keza. Ancak genel olarak insan suçu geçmişte aramamalı. ''Çünkü bir duyguyu 'nasıl' yaşamakta olduğumuzu fark edebilmek, onun geçmişe dönük 'nedenlerini' açıklayabilmiş olmaktan çok daha büyük önem taşır.'' Bu 'nasıl' sorusuna cevap verebildiğimiz anda kendimizi daha iyi tanıyor olacağız, daha mutlu, huzurlu ve uyumlu bir insan olarak yaşamımızı