e.z.a

e.z.a
@e_z_a
Kendimce bir kitap günlüğü tutmak ve daha kalıcı okuma yapmak için buradayım. Katıldığım tarih itibariyle okuduğum kitapları arşivliyorum.
Samimiyete vurgunum. Derinlere ve anlamlara dalmaya meyilliyim. Sevmeyi çok severim. Kalbim sevdiklerim için çarpar, gözlerinin içine bakarak yaşarım. Özensiz arkadaşlıklarda ve hassasiyetlerin önemsenmediği ilişkilerde sevgiye itimadım yoktur. Kolay kırılırım, bir kalbi kırmaktan da çok korkarım. Eski insanlara hayranım. Fedakarlık ve anlayış görünce mest olurum. Yolda yürürken gördüğüm her şeyi kafama takabilirim, bu konuda çok azarlanırım. Hatalarım ve pişmanlıklarım çok, affı ve şifayı secdede arıyorum. Saadet Asrı’nın yıldızlarına gelince, hiç şüphesiz onların en sade görünümlüsünde bile fevkaladelikler gizli. Birini seçmek oldukça zor, imtina ederim. Fakat hiç düşünmeden “Allah seni zayi etmez.” diyecek kadar emin, sorgusuz sualsiz teslimiyeti seçecek kadar güzel kalpli ve o güne kadar kendi içinde peygamber olan Efendimiz’e ilk kez dünyada peygamberliği tattırma şerefine erecek kadar asil olan Hz. Hatice annemiz bir başkadır benim için. Ve not; yazmaya başlayınca durmayı pek beceremem, az sözle çok şey anlatabilen o yüce gönüllülerden değilim.

Eylül Türk

@EylulTurk
·
Okumaktan ziyade düşünmenin yararına inanırım. Yalana ve dedikoduya tahammülüm yoktur. Gereksiz hassasiyetten müzdaribim. Plaklar ve çiçekler, yoldaşımdır. İnsan ruhunun şifasına hayranım... Çocuk gülüşünün ve kedi mırıltısının bağımlısıyım. Rahman Cennet'le müjdelenmiş dört annemizin sevgisine mazhar eylesin bizi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Anne babaların en çok yanıldığı konu çocuk yetiştirmeyi davranış öğretmek olarak algılamalarıdır. Çocuk vaktinde yatıp kalkıyorsa, yemeğini düzgün yiyorsa, dişlerini fırçalıyorsa, yemekten önce ellerini yıkıyorsa, odasını topluyorsa ebeveynler iyi birey yetiştirdiklerini zannediyor. Hâlbuki pedagojik açıdan baktığımızda bunlar ezberlenmiş davranışlarsa kişi için hiçbir anlamı yoktur. Çünkü ebeveyn bu davranışları oluşturmak için çocuğun çocuksu özelliklerini yaşatmamış, fıtratını bozmuştur. Örneğin dört yaşındaki çocuklar oturarak yemek yiyemez, çok sıkılırlar. Biraz oyun, biraz yemek derken karınlarını doyururlar. Ama ailesiyle birlikte olmak, sofranın keyfini çıkarmak için de kısa aralıklarla da olsa masada bulunmak isterler. Mizacında yetişkin gibi yemek yemek olan çocuk çok nadirdir. Büyük kısmı "davranış kazandıracağım" diye ebeveyni tarafından fıtratı bozulan çocuklardır. Bir çocuk ne kadar güzel davranışlar sergilerse sergilesin fıtratının gereklerini yerine getiremiyorsa, mizacını ortaya çıkaramıyorsa iyi yetiştirilmemiştir. Bazı ebeveynler ise daha büyük bir hata yapar. Kızının/oğlunun mizacını keşfeder fakat edindiği kanaat yetişki­nin hayalleri, idealleri ya da planlarıyla örtüşmüyorsa çocuğun mizacını yontmaya girişir. Oysaki bu tutum gelecekte yaşayacağı problemlerin de temelini oluşturur. Çocuğun mizacını keşfetmek için ebeveynlerin aşırı bilgi yüklemesi yapıp özel metotlar uygulamasına gerek yoktur. Sadece çocuğu serbest bırakıp onu olduğu gibi kabul etmeleri yeterlidir.

e.z.a

, bir kitap okudu
Puan vermedi·185 syf.·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2021 19:40
·
2021 70. kitabı
Adem Güneş
8.2/10 · 2.136 okunma
Çocuk yeni doğduğunda anneyi kendisinin uzantısı/devamı zanneder. Mesela karnı acıkınca annesinin yüzüne bakıp tebessüm eder. Anne bebeği doyurmak için yanına geldiğinde çocuk önemli bir şey öğrenir; annesini düşünce gücüyle yönetiyor, onunla "bütün-tek vücut" yaşıyordur. Eğer çocuk anne ile bu uyumu gerçekleştiremiyor­sa, huzursuzluk hissettiğinde annesinden doğru karşılık alamıyorsa, acıktığı, korktuğu, sevgiye ihtiyaç duyduğu hâlde annesini yanına doğru şekilde davet edemiyorsa sinirlenir, tepki verir ve ağlar. Felç olmuş birinin şiddetle istemesine rağmen elini uzatıp bir bardak suyu içememesi gibi bir durumun verdiği gerginliği yaşar.
Çocuğun kendisini emniyette hissetmesi; kaygılardan, korkulardan arınmasıdır. Bağlandığı kişiden aldığı güven duygusu ile yaşama adım atabilecek yete­neğe erişmesidir. Çocukla anne arasın­daki kendini bırakmışlık hâli bunun için oldukça önemlidir. Burada çok şaşırtıcı bir ayrıntı vardır: Bebeğin annesine kendini teslim etmesi fıtridir. Annenin ise değildir; kendiliğin­den olmaz, bir çaba gerektirir. İşte bu çabayı duygu dünyasında gerçek­leştirebilen anneler ancak çocuğuna bağlanabilir. An­nenin çocukluk döneminde benliğinin nasıl şekillendiği, gençlik yıllarında yaşadıkları ve eşinden aldığı güven duygusuna kadar pek çok faktör bu süreci olumlu ya da olumsuz etkiler.