Başka bir varlığa doğru atılım yapan bir kimsenin, bu atılımı yoklukla nihayetlendirmeyi göze alması, asıl şaşırtıcı olan. Yani âşık, mâşukuyla buluşarak iki olmayı dilerken, meğer aşk onu ortadan kaldırmayı tasarlamaktaymış. Aşk ikiliğe izin vermiyormuş.
...
Hak âşıkları var bir de. Her birinin hikayesinden dumanlar yükseliyor, kıvılcımlar sıçrıyor etrafa. Hikayeleri, aşkın nelere kadir olduğuna dair biz fâniler için sonu gelmeyen bir mesnevi gibi. Yanmanın, yok olma sınırını yoklamanın, kendi menkıbesini yazmanın sayfaları geçiyor önümüzden.
...
Bu hikayelerin bizi borçlandıracağını biliyor gibi; görmezden gelmenin, suskunlukla geçiştirmenin, olgunlukla karşılamanın, çok çok hürmet duymanın yeteceğini sanıyoruz. “Aşk canavarı”nın alevinin aramızdan seçip götürdüğü kurbanı ağırbaşlılıkla uğurlayıp bu ateşin bize değmemiş olmasına neredeyse içten içe seviniyoruz. Seçilmemiş olduğumuza, aşk seçkinlerinden olmadığımıza seviniyoruz.
Ama belki de üzülmeliyiz.