'İstanbul Okurken' Kaç Sayfa
İstanbul Okurken projesiyle İstanbul kaç sayfa sürdüğünü öğrenmeye ne dersiniz?
İstanbul'da yaşayanların ömrünün altı çizili cümlesidir: 'hayatım yollarda geçiyor'. Evden işe, okula nereye gidip dönerseniz dönün, İstanbul trafiğinden muzdarip olan onca insan yolları ulaşılır kılmak ve tahammül seviyelerini artırmak için binbir türlü çareye başvurur. Kimi uyuyarak bulur varacağı durağı, kimi telefon konuşmaları ve mesajlaşmalarıyla geçirir, kimiyse akıllı telefonlarından çoğumuzun yakından takip ettiği Candy Crush'ı oynayarak ve oyun isteği gönderip durarak bitirir. Lakin bunların haricinde bir de yol arkadaşı olarak kitapları seçenler vardır. Yaklaşık bir ay önce başlayan İstanbul Okurken projesinin objektifine de onlar takılır.
İstanbul Okurken bir proje. İstanbul'da toplu taşıma araçlarında bir anda karşınıza çıkıp sizi kitap okurken yakalayabilirler. Niyetleri oldukça hoşumuza giden arkadaşlar için ‘İstanbul’da toplu taşımada geçen vakti okuyarak değerlendirmek en iyi fikir' ve onlar da yolunu bu şekilde geçirenleri izinlerini alarak fotoğraflayıp aslında herkesi bir nevi okumaya da teşvik ediyorlar.
İstanbul Okurken'in objektifine takılmak isterseniz kitaplarınızı yanınıza almayı unutmayın. Ve gerçekten okuyun, göreceksiniz; dünya okudukça başka güzel!
istanbulokurken.com
Bu yazıyı sizinlede paylaşmak istedim
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
'İstanbul Okurken' Kaç Sayfa
İstanbul Okurken projesiyle İstanbul kaç sayfa sürdüğünü öğrenmeye ne dersiniz?
İstanbul'da yaşayanların ömrünün altı çizili cümlesidir: 'hayatım yollarda geçiyor'. Evden işe, okula nereye gidip dönerseniz dönün, İstanbul trafiğinden muzdarip olan onca insan yolları ulaşılır kılmak ve tahammül seviyelerini artırmak için binbir türlü çareye başvurur. Kimi uyuyarak bulur varacağı durağı, kimi telefon konuşmaları ve mesajlaşmalarıyla geçirir, kimiyse akıllı telefonlarından çoğumuzun yakından takip ettiği Candy Crush'ı oynayarak ve oyun isteği gönderip durarak bitirir. Lakin bunların haricinde bir de yol arkadaşı olarak kitapları seçenler vardır. Yaklaşık bir ay önce başlayan İstanbul Okurken projesinin objektifine de onlar takılır.
İstanbul Okurken bir proje. İstanbul'da toplu taşıma araçlarında bir anda karşınıza çıkıp sizi kitap okurken yakalayabilirler. Niyetleri oldukça hoşumuza giden arkadaşlar için ‘İstanbul’da toplu taşımada geçen vakti okuyarak değerlendirmek en iyi fikir' ve onlar da yolunu bu şekilde geçirenleri izinlerini alarak fotoğraflayıp aslında herkesi bir nevi okumaya da teşvik ediyorlar.
İstanbul Okurken'in objektifine takılmak isterseniz kitaplarınızı yanınıza almayı unutmayın. Ve gerçekten okuyun, göreceksiniz; dünya okudukça başka güzel!
istanbulokurken.com
Bu yazıyı sizinlede paylaşmak istedim
Zweig’dan seriye devam ettiğinizde Clarissa’yı okumak kaçınılmaz olur çünkü intiharından önce üzerinde çalıştığı ve ölümüyle yarım kalan ve yayıncısı tarafından tamamlanan 1.dünya savaşı yıllarını bir kadının yaşam kesitiyle anlatmaya çalışan bir romandır. Hal böyle olunca insanı bir merak sarar. Yaşamına son vermenin deminde bir zihnin içerisinden sayfalara ne dökülebilir, ne anlatabilir diye? O kararı verirken yaşadığı ruhsal durum satır aralarından yakalanabilir mi diye?
Nitekim sadece konusu ile bile bu görülebilir. Savaşın hem bir ülke hem de kişiler üzerindeki etkilerini irdelemeye çalışır. Aynı şekilde savaşın her ne sebeple olursa olsun bir aptallık ve suç olduğunu gözümüze sokar hele işin içerisinde halkların, ırkların, devletlerin üstünlük yarışı bulunursa.
Kitaptan aldığım diğer bir olgu da ‘yalnızlık’ oldu. Hemen hemen her karakterin kendine ait bir yalnızlığı vardı. Zweig’ın da bu yalnızlığı kendinde hissettiği duygusuna kapıldım, savaşın yarattığı kaos atmosferinde kabuğuna çekilen bir ruh ve sonsuz yalnızlığa atılan bir adım.
Zweig’ın okuduğum önceki kitaplarına göre üslubu biraz tutarsızdı sanki, kitabın yarım kalması ve yayımcısı tarafından tamamlanması nedeniyle olabilir. Çünkü bir paragraf okuduğumda ‘işte bu Zweig’ın tarzı ve üslubu, düşüncesi’ derken sonlara doğru 3-4 kelimelik cümleler ve yavan kalan sayfalarla Knut’ın işin içerisine girdiğini hissettirdi. Öyle ki hızlı hızlı cümleleri anlamsızca tüketirken buldum kendimi.
Yine de Zweig’in son romanı olması nedeniyle merakı ve ilgiyi hak ettirir, aynı şekilde sırf bu sebepten boğazda bir düğüm, kalpte bir sancı bırakır.