Sürekli bir biçimde hiçbir yere ait olmamıştı, içinde bulunduğu her ortama uyum sağlamış, hak ettikleri uğruna savaşma isteği ve yeteneği, gerek iş yaşamında gerekse oyunda herkesi geçebilme özelliği ile kendini her zaman ve her yerde sevdirmişti.
Yaşantısının çocukluktan sonraki “kendine ait” yıllarını yalnız yaşayarak geçirenler, daha sonra en uyumlu, en heyecanlı ve verimli bir beraber yaşamda bile, yalnızlıklarını özlerler. Bunun birlikte olunan kadın/erkekle hiç ilgisi olmadığı tamamen kişisel bir gereksinme, alışkanlık ve durum olduğunu, ancak bilenler anlar.

İki kere iki dört eder! Ama hayır! İki kere iki beş edebilir. Üç de edebilir. Sonra on yedi, yirmi altı falan…
O zaman, bütün ‘tek doğru’ların yeniden gözden geçirilmesi, hesaplanması, ve belki atılıp yenilenmesi gerekecektir… Ne çok iş, ne çok enerji, zaman ve emek!..