Alıp içinde sesler uçuşan bu akşamdan
Hâfızamı bir deniz kıyısına çeken yol,
Aydınlık rüyaların peşine düşen gondol
Mavi bir denizde yüzer gibi yanan şamdan.
Tuşların üstünde karanlığın heyulâsı
Ve birden kalbe çırpınışlar veren hâtıra.
Çekmede beni saadet dolu dünyalara
Mine parmaklarında sadalaşan hulyası.
Sıyrılmada gözlerimden yıllarca geceler
Ve yalnız kalmada bir yaza râm olan sahil,
Uçuşmada gökyüzünde bir sürü ebabil:
Sevgimi ve hasretimi ebedî kılan yer.
Açık pancurlarından seslerin dökülüşü..
Bir göl mü ürpermede ruhun uzaklarında?
En yakın sevgiyi duymayan dudaklarında
Her yaşayıştan daha güzel olan gülüşü.
Ilık gölgelerde uyutup düşünceleri
Beyaz eteklerile bana göründüğü an
Ve kapıları yeşil sabahlara açılan
Sıcak tahayyüllerle dolu yaz geceleri.
Renkli fanusların altına doğan dünyası,
Omuzlarında ay ışığından örgülerle
Eklenmede içime hasret kaldığım yerle
Mine parmaklarında sadalaşan hulyası.
Alacabaykuş, doğumunu görmüş ormanı terk etmek için hiçbir arzu duymaz. Karasağanın (ebabil kuşu) ya da kırlangıcın ise daha yuvadan çıkar çıkmaz tek bir acelesi vardır: gitmek!
Şafak vakti çanların etrafında uçuşup duran ebabil kuşları gibi hep aynı düşler etrafında dolanıp duruyordum düşüncelere dalıyor, hüzünleniyor, hatta ağlıyordum. Fakat içimdeki yaşama arzusu, âdeta baharda yeşeren otlar gibi kâh okuduğum dizelerin kâh akşamın güzelliğinin getirdiği bu hüzün ve gözyaşları arasından kendini belli ediyordu.
Ses'e kalırsa, insan ne isterse onu görürdü. Sadece gelecekte değil, geçmişte de. Hakikat tekti, değişmezdi. Şans, kader, kısmet, bizim elimizde değildi. Ama yine de her şeye rağmen, karar verdiği duyguyu yaşamaya muktedirdi insan. Büyük yıkımlardan güçlenerek çıkanlar da, ufacık talihsizliklerde yok olup gidenler de buna örnekti. İnsan evvela ne istediğine karar vermeliydi. Hayat nasılsa geçiyordu. Onu kahrederek mi tüketecekti, yoksa zevk ederek mi? Çünkü mutsuz olmaya karar vereni, başına değil talih, ebabil kuşu bile konsa, yolundan çeviremezdi. Hayata kahretmeyi tarikat edinmiş olan, her türlü güzellikte bir çirkinlik, her türlü sevinçte bir mahzunluk bulmayı, sadece ve sadece onu solumayı becerirdi.