Birkaç yıl önce Mülksüzler'i okumuştum ve etkisinden çıktığım söylenemez, bu sebepten dolayı yazarın başka kitaplarına merak sardım. Açıkçası, gerek iş hayatı gerek screen addict ve sosyal medyadan dolayı kitaplara karşı olan focusumu kaybettim, bu sebepten olacak ki 130 sayfalık bu kitabı birkaç ayda ancak
okuyabildim.
İnceleme olarak ne yazabilirim bilmiyorum, birşeyler yazacak olduğum zaman, üzerimde bir toplum baskısı hissederim hep, mükemmeliyetçiliğin getirdiği bir eksi daha.
Kısa ve öz şunları söyleyebilirim sanırım. İnsanın ötekileştirme, köleleştirme ve yok etme isteği hiçbir zaman bitmeyecek gibi. Nedense kötüye daha yatkınız. Kaos olmadan barış içinde yaşamak bir hayli zor. Bu kitapta da bu cümleleri yansıtan şeylerden bahsediliyor, zayıf olan eziliyor, köleleştiriliyor ama unutulan bir şey var ki, zayıf bile olsa sonunda çoğunluk olan taraf kazanıyor.
Otorite, onu kullananları da otoriteye maruz kalanları da alçaltır. Belli bir miktarda yumuşak başlılıkla kullanıldığında ve ödüllerle desteklendiğinde ise toplumu akla hayale gelmeyecek derecede yozlaştıran bir hâl alır. Bu durumda insanların kendilerine uygulanan baskının farkına varma şansı azalır ve başları okşanan hayvanlar gibi, bayağı bir konforun içinde, diğer insanların düşünceleri ile, diğer insanları belirlediği standartlara göre yaşadıklarının, diğer insanların ikinci el saydığı kıyafetleri giyindiklerinin ve hiçbir zaman kendileri olamadıklarının ayırdına varamadan yaşamaya devam ederler.