Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Öyle yoruldum ki,
Yoruldum dünyayı tanımaktan.
Saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda..
Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman,
Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim..
Şimdi, şimdi seni düşünüyorum.
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin.
Paramparça düşmüş gönül ufkuma,
İki yıldız gibi gözlerin.
Gel ey ciğerime saplanan hançer!
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun!
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan,
Gel artık nolursun..
"Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."