Toplumdaki inanışın aksine, kötü giden evlilikler çocuk sahibi olunduğunda daha iyiye gitmek bir yana, alınacak sorumluluklar eşler için yeni bir yük haline gelecektir.
Bir sürü kavramı toparlarken dağıtıyoruz ister istemez. Ama aşk konusunda bu tür tanımlara kalkışınca işler daha bir sarpa sarıyor. Öyle ki “günümüzde aşk” deyince, gülmek geliyor içimizden. Neden? Galiba yıllar yılı “tek tip” bir aşk düşündüğümüzden. Aşkın mekânını, zamanını, onu yaşayanların sınıfsal özelliklerini hesaba katmadan “aşk”ı yücelttiğimizden. Eski Yunan’da aşk, Ortaçağ’da aşk, Haliç kıyısında aşk, Boğaz mehtabında aşk, kotrada aşk, grevde aşk... Bu ilişkiler aynı aşk’ta birleştirilebilir mi? İlişkiyi yaşayanların beklentileri de aşkı biçimlendirmez mi? Burada, “birey” sorunu giriyor araya.
Sakin bir geceye yatıp bir cehenneme uyanmıştık. Ama neden? Birkaç genç, ağaçlar kesilmesin diye gösteri yaptığı için mi? Hiç adam olmayacak mıydık biz? Neden bu kadar nefret ediyorduk gençlerimizden? Onca yıl sol görüşlü olanları dövmüş, süründürmüş, hayatlarını kaydırmıştık. Dinci söylemleri olanları küçümsemiştik. Sıra ağaç sevenlere mi gelmişti şimdi?