“Güzel olan, gerçek olan, kentin insanları, kalabalık, dış dünyaydı. Evimizden ne kadar dışarda olursak o kadar özenilecek yanı vardı yaşamın. Böyle öğreniyorduk bilinçaltında. Böyle zannediyorduk...
(...)
Beyinimizde böyle yer ediyordu uzaklıklar. Bizden olan kötü, basit, kalitesiz; oralardan gelen harika... Hâlâ da genetik kodlarımızda taşıyoruz bu yanlış inancı. Bu özenti kültürü, günlük hayatımıza, sinemamıza, müziğimize, giyimimize, saç kesimimize kadar girmiş, şekil olarak da orada kalmış... Ne yazık... En iyi bildiğimiz şey taklit etmek. Taklitte o kadar iyiyiz ki orijinali yanında çömez bırakırız.”