Dul, eşini kaybettikten sonra geride kalan bir adamın yasını anlatıyor ama bunu alıştığımız ağır ve dramatik bir dille yapmıyor. Jean-Louis Fournier, acıyı uzun cümlelerle değil; kısa, sade ve çoğu zaman ironik cümlelerle anlatmayı tercih ediyor. Bu yüzden kitap hem hüzünlü hem de tuhaf bir şekilde sakin bir tona sahip.
Fournier, karısının yokluğuyla baş etmeye çalışırken aslında evliliğini, geçmişini ve birlikte yaşadıkları hayatı da yeniden düşünmeye başlıyor. Yas burada sadece bir kaybın acısı değil; aynı zamanda iki insanın birlikte kurduğu hayatın birdenbire eksilmesi gibi hissediliyor.
Fournier’in en güçlü tarafı, acıyı dramatikleştirmeden anlatabilmesi. Büyük sözler söylemiyor, okuru duygusallığa zorlamıyor. Tam tersine, günlük hayatın içinden küçük ayrıntılarla yasın ne kadar sessiz ve kişisel bir şey olduğunu gösteriyor.
Kitap boyunca hissedilen şey yüksek bir dram değil; daha çok eksilen bir hayatın sessizliği.
Ve belki de insan böyle zamanlarda kendine sürekli aynı cümleyi tekrar ediyor:
“Her geçen gün, her bakımdan daha iyiyim, çok daha iyi olacağım.”