“Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.”
— Mustafa Kemal Atatürk
Bir milletin yarını, çocuklarının gözlerindeki umutla şekillenir. Sevgiyle büyüyen, özgür düşünen, vicdanlı ve aydınlık nesiller en kıymetli mirasımızdır. Çocukların neşesiyle güzelleşen, onların hayalleriyle güçlenen bir gelecek dileğiyle…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. 🇹🇷✨
Suzan Defter, iki yalnız insanın yollarının kesişmesi üzerinden ilerleyen, sessiz ama yoğun bir roman. Ayfer Tunç burada büyük olaylar anlatmıyor; daha çok insanların iç dünyalarındaki kırılmaları, eksiklikleri ve birbirlerine yaklaşma çabalarını anlatıyor.
Romanın en dikkat çekici yanı anlatım biçimi. Kitap iki farklı defterden oluşuyor: bir taraf Suzan’ın, diğer taraf ise erkeğin günlüğü. Ama bu iki anlatı birbirinin devamı gibi ilerlemiyor; aynı hikâyenin farklı yerlerinden, farklı duygularla yazılmış parçalar gibi. Bu da okurken iki ayrı zihnin içine giriyormuş hissi veriyor.
Karakterler çok tanıdık hissettiriyor. Kusurlular, kırılmışlar ve biraz da yorgunlar. Ama tam da bu yüzden gerçekler. Kitap boyunca en çok hissedilen şey, yalnızlığın farklı biçimleri ve bir başkasına yaklaşmanın ne kadar zor olduğu.
Ayfer Tunç’un dili sade ama duygusu çok güçlü. Abartıya kaçmadan, küçük detaylarla karakterlerin iç dünyasını hissettiriyor. İki insanın birbirine dokunmaya çalışırken aslında kendi yaralarıyla yüzleşmesi, hikâyeyi daha da derinleştiriyor.
Sessiz ilerleyen ama içten içe insanı yakalayan bir roman.
Bazen en büyük hikâyeler, en az şeyin söylendiği yerlerde saklı oluyor.