“Kendini çok fazla önemsiyorsun. Kendi kafanda kendin çok önemli hale gelmişsin . Bunun değişmesi gerekir. O kadar önemli biri haline gelmişsin ki , kendinde her şeye kızma hakkını görüyorsun . O kadar önemlisin ki , eğer dünya senin istediğin gibi olmazsa , sen bırakıp gidebiliyorsun. Belki bunları yaparken, kendini karakter sahibi bir insan olarak görüyorsundur; karakter sahibi olduğun için böyle davrandığını sanıyorsun. Böyle düşünmenin hiç anlamı yok; çünkü sen zayıfsın ve kendini beğenmiş birisin . “
Bizler genelde sözcük diyoruz ama eskiler "kelime" diyorlardı. Kelime dediğimiz zaman arkasında "kelam" vardı. Kelam sadece söz anlamına gelmez, "içi bilgelik dolu söz" anlamına da gelirdi. Kelam boşa sarfedilmez, yerinde ve gerekeni ifade ederdi ; dinleyen de tek bir kelam ile anlar fazla laf ettirmezdi. Günümüzde insanlar aslında gerçek düşüncelerini bir laf kalabalığı arkasına saklarken çok lafın doğru bir düşünceyi doğru ifade etmek bir yana, daha da karmaşıklaştırdığını unutuyorlar, bir düşünceyi en çok sözle ifade edenin değil, en iyi ifade edenin dinlendiğini unutmamak gerekir.
Sevginin bir etkinlik veya ruhsal güç olduğunu kavrayamazsa insan tek gerekli şeyin uygun nesneyi bulmak olduğunu, ondan sonra bütün sorunların kolayca çözülüvereceğini sanır. Bu tutum resim yapmak isteyen, ama resim sanatını öğreneceği yerde uygun nesneyi beklediğini söyleyen, nesneyi bulur bulmaz da resim yapıvereceğini sanan kişinin durumuna benzetilebilir.