Sakin kalarak çocuk büyütmek...kitabın ikinci başlığı, aynı zamanda kitabın temel konusu...Bunu yapabilmenin tek yolu da ebeveyn-çocuk ilişkisinde kendinize odaklanmanız...Bu ilişkide gerçekten kontrol edebileceğiniz ve söz geçirebileceğiniz kişi sizsiniz. Ebeveyn olarak davranışlarınızla sonuçları siz yaratacaksınız ve bu sonuçlara siz katlanacaksanız. Kendi yükünüzü, hem duygusal hem de davranışsal yükünüzü, çocuğa yüklemeden, ancak kendinizi kontrol ederek ilişki üzerinde kontrol sahibi olabilirsiniz. “Ailedeki bir numaralı rolünüz sakinleştirici otoritedir(syf 18)” diyor; dönüştürücü, şekillendirici, öğretici, dikte edici, kontrol edici değil; sakinleştirici...Benim açımdan, özellikle bebeğimle ilişkimdeki kriz anlarında sıkıştığımda beni kışkırtan (hatta bazen baltalayan, sabote eden) duygularımın istilasına uğramadan bunu hatırlamaya çalışıyorum (henüz çalışıyorum, hatırlıyorum diyemem :) “İyi bir ilişki kurmak isteyenlerin en büyük düşmanı duygusal tepkilerdir” (syf. 23) demiş yazar, duygusal tepkiler vermemek gerçekten en zorlu ama en temiz sonuç veren davranış biçimi...bir şeyin değilini söylemek (“duygusal tepkiler verme!”), ne yapacağımız konusunda bilgi vermiyor doğrusu...kitabın belki zayıf kalmış yanının bu olduğunu söyleyebilirim. Elbette herkese uygun bir reçete vermesini beklememek lazım (hele ki konu, oldukça biricik olan ilişkilerse..) Bu açığı, birkaç yaşanmış vaka örneği vererek de aşma çabası mutlaka var kitapta, bunu da göz ardı edemeyiz. Zaten kitabın temel olarak derdi, ne yapmamak gerektiği anlatmak ve bunu olabildiğince herkese ulaşacak şekilde, sıkmadan ve basitçe yapmak. Bu anlamda kesinlikle başarılı...Fakat büyük beklentiler içine girmeden okumalı kitabı. Belki de mesajları yeterince yüklü olduğu için uzatmadan anlatmayı seçmiş
Kızgınlık, kişinin benlik sınırlarını ve onurunu kurmasına olanak verir.
Korku, tehlikeli durumlardan sakınmamıza yol açar.
Hüzün, ayrılma zamanı gelmiş bir olay ya da kişiyi simgeler; yeni bir aşamanın başlayabilmesi için, bir devrenin kapanıp bitmesi gerekir.
Suçluluk, vicdan duygusunu oluşturmamıza yol açan bir duygudur.
Utanma, kendi sınırlarımızı bilmemiz gerektiğini, gücümüzün ne kadar sınırlı olduğunu gösterir.
Sevinç, her şeyin yolunda olduğunu bildirir.
Hayatının son dönemindeki hiçbir insan, samimiyse ve bütün melekeleri yerindeyse, her şeyi yeniden yaşamak istemez. Bunu yapmaktansa tamamen yok olmayı tercih eder.