-hayır yolunda önce ol ki attığın adımlarla peygamberi sevindirebilirsin.
-yapacağın işlerde beklentisiz kal ki tüm ecrini ve mükafatını ahirette alabilesin.
-evini, barkını, işini yesrib olmaktan çıkar ki yaşadığın dünyayı Medine yapabilesin.
-konuşacağın sözü, ifade edeceğim usul ve üslubu çok iyi ayarla ki muhataplarının panellerini fethedebilesin..
-peygamberini derin bir sevda ile sevki onu kendine kefil, ailene vekil yapabilecek saadete erebilesin.
En eski çağlardan beri denenmiş bir şey bu:
Başa geçen geçtiği güne kadar istenir.
Varlığında sevilmeyi hak edip de hor görülen Yokluğunda başlar sevilmeye.
Halk yığınları sulara kapılmış otlar gibi.
Akıntının keyfine uyup bir gider, bir gelirler, Ve dağılırlar devrinim içinde.
aklım, haklıyım, et firarını!
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.
mayıstı.
seni o yüzden bağışladım!
ben en çok mayısta su içerim
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
ben en çok mayısta öne eğerim başımı
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.
avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrenmiştim;
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
ve kim bilir
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
rüzgarda ayakların çıplak
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak
kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
tam
tam yaza girecekken
yazın omzuna yüzünü dayayacakken
çekip giden