Toprak Ana 2.Dünya Savaşı döneminde geçen acı dolu anıları ve direnişi anlatır. Roman, savaşın sadece cephede değil köy yaşamında da büyük yıkım yarattığını gösterir. Bu yönüyle çok sağlam sosyolojik bir belge niteliğindedir. Savaşın bu yıkımını daha çok romanın en güçlü karakteri olan Tolganay'ın Toprak Anayla konuşmalarından ve köydeki zorlu yaşamdan anlıyoruz. özellikle Tolganay'ın Toprak Anayla konuşmaları Sovyet döneminin ortak ülküsünün yansımasıdır. Çünkü toprak hem yaşamın hem de emeğin sembolüdür. Toprak yalnızca bir tarım alanı değil, insan emeğiyle anlam kazanan, yaşamı sürdüren ve umudu temsil eden bir varlık olarak görülür. Bunun en güzel örneği de Tolgonay'ın Toprak Ana'yla konuştuğu şu satırlardır. üzerimde çok etki bıraktı...
Tolgonay: Söyle bana Toprak Ana, gerçeği söyle, insanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?
Toprak Ana: Nice nice milletler savaş sonunda yok olup gittiler, nice nice şehirler yanıp kül oldu ve toprak olarak üzerimde insan ayağını görmek için yüzyıllarca beklediğim çağlar oldu. İnsanlar ne zaman bir savaş başlatacak olsa, onlara şöyle diyordum. Durun! Kan dökmeyin! Ey dağların, denizlerin öbür tarafındaki insanlar, siz ki mavi göğün altında yaşıyorsunuz, savaş neyinize gerek? Ben toprağım bana bakın! Ben her biriniz için aynıyım ve siz de benim gözümde eşitsiniz. Benim için önemli olan sözleriniz değildir. Ben sizin dostluğunuza muhtacım, çalışmanıza, beni işlemenize! Derinim, yükseğim, ucum bucağım da yok. Hepinize yeterim ben... Toprak hepimize yeterdi. Doymak bilmeyen gözler, bitmeyen hırslar olmasaydı toprak hepimize yeterdi. "
Sonuç olarak bu roman ve bu roman özelinde Toprak Ana ile Tolganay arasındaki bağ, insan emeğinin ve toprağa bağlılığın, savaşın ve zorlukların karşısında bile yaşamı yeniden kurabilecek en güçlü