Bir yerde sıkışmış ve hiçbir yere kıpırdayamıyorum duygusuyla boğuşurken bu kitabı okumam, farklı bir bakış açısına kapı açtı. O da şu; bedeniyle en uzak nereye kadar gidebilir ki insan? Hayal gücüyse, insanı evrenin sınırına kadar taşıyabilecek, en hızlı ulaşım aracıdır aslında. Evrenin gözlemlenmiş en uzak sınırından, maddenin en küçük parçacığına dek etkileyici bir seyahat deneyimi. Üstelik evrenin muazzamlığına şaşırıp, çözülememiş noktalarda kendi uçuk fikirlerinizi üretmenize yardım edecek kadar da öğretici. Bilimsel keşiflerle ilgili, bir sonraki aşamada insanlık neyi keşfedecek merakıyla sonlanması ise değme kurgu romanlarda tadamayacağınız bir final hissi bırakıyor. Sözün kısası evrenden daha iyi yazılmış bir roman, daha güzel bir sanat eseri yok. Bu kitap ise her gözün algılayabileceği dalga boyunda bir ışık tutuyor ona..
Emperyal devletlerin kendi halklarını ve diğer halkları kontrol altında tutmak için, önce din sonra ekonomiyi nasıl kullandıklarını galaktik bir imparatorluk üzerinden anlatan, bilim kurgu roman. Buna rağmen oldukça kolay okunan, sürükleyici bir kitap.
Miskinliğin, tembelliğin, boş vermişliğin felsefi yorumu adeta. Oblomov aydınlık zihinli, sevimli, iyi bir karakter aslında, sadece tembelliği yaşam felsefesi edinmiş bir adam. Yer yer içinizdeki Oblomov’a da ayna tutmuyor değil.
Şu an prototip halinde olan bir takım aletlerden, cihazlardan, laboratuvar aşamasındaki deneylerden yola çıkarak bir gelecek portresi çiziyor. Ufuk açıcı bir kitap.
Esprili dili çok hoşuma gitmişti, çok eğlenceli bulmuştum, ta ki İlk bölüm bitip Gogol’ün manik depresif özellikler gösterdiğini ve bir bunalım anında romanın ikinci bölümünün büyük bir kısmını ateşe attığını öğrenene kadar. İçimi acıttı bu olay.