Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin
Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin
Dünyada ne benim yerim var artık ne senin
Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma
“Birbirimize rastladık, otomobil kazası gibi bir olay bu, insana otomobil çarptı mı, yoluna devam edemez. Şimdi iyileşene kadar birlikte olmak zorundayız. Sonra yolumuza devam edeceğiz.”
Sokağa, elinde balonuyla çıkar, önüne gelen ilk yoksul çocuğa balonunu verirdi. Anası deli olurdu bu huyuna.
“Niçin veriyorsun balonu?”
“Uçsun diye.”
“Kim?”
“O... Çocuk...”
“Nereye akılsız?”
‘...’
Bu soruya cevap vermezdi Olcay. Çünkü yoksul çocukları, babaannesinin ona anlattığı masallardaki uçan halıya bindirir gibi, balonuyla Kafdağı’nın ardına uçurmak istiyordu. Bu çocukları Kafdağı’nın ardına uçurmak istemesinin nedeni basitti. Bu çocukların niçin yoksul olduğunu sorduğunda, bu dünyanın böyle olduğu söyleniyordu kendisine. ‘Ben büyüyünce çok zengin olacağım, bütün bu çocukları kocaman bir evin içine koyacağım.’ O zaman kaldırımın üstünde kıvrılıp yatmayacaklar...
“Hatice Hanım, her sokağa çıkışında bu kanun bozucuları tespit eder, onları kendince cezalandırırdı; şimdi de bu satıcının sabun tozunun fiyatını arttıranlardan biri olduğunu biliyor onun cezasını sonraya saklıyordu. Unutmazdı Hatice Hanım; suçlular unutulmaz, cezalar hiç unutulmaz, unutkanlık düzeltici, yapıcı değildir. Affetmek sağlıksızdır.”