Türk edebiyatında saygın bir yeri bulunan, kendini kanıtlamış ve güçlü kadın yazarlarımızdan olan Buket Uzuner, psikoloji, sosyoloji, felsefe, mitoloji ve eko eleştiri temelli yazdığı hikâye ve romanlarıyla tanınıyor. Eserden bahsetmeden önce Uzuner'in tarzından kısaca bahsetmek yerinde diye düşünüyorum.
Uzuner, yazdığı eserlerle: Kadınların toplum içindeki rollerini, ikinci plana atılışını, yaşadıkları zorlukları, kadın-erkek ilişkilerinin çıkmazlarını; erkeklerin dünyasında kadınların rollerini ve erkek kadın arasındaki çatışmaları erkeğinden gözünden bizlere anlatan eserler yazmıştır. Uzuner bu yazdığı eserlerde insan psikolojisine dair güçlü çıkarımlarıyla dikkatimizi çeker.
Gelelim Ayın En Çıplak Günü'ne... Buket Uzuner'in kardeşi Salih Uzuner'e adadığı bu öykü kitabı; 9 kısa öyküden oluşuyor. Yazar her bir öyküde farklı bir meseleyi ele alıyor. Kitabın başında kendisinin eklediği şöyle bir kesit var:
''Herkesin yaşamında çıplak günler vardır; savunmasız, iddiasız, direnmesiz, gösterişsiz, öylece... Yalın ve kendi hâlinde. İçine kimsenin kabul edilmediği, alınmadığı, hani o 'en yakınlar'ın bile...
Bu kitaptaki öyküler benim en çıplak günlerimde yazıldılar.''
Bu sözlerle yazar bize çok şey anlatmış oluyor. Çıplak günler'den kastı: Savunmasız, dürüst ve samimiliği çağrıştırıyor. Öte yandan otobiyografik olduğunu da. Hani modern insanlar yaşamın içinde kalabilmek için sürekli bir zırh kuşanırlar ya( unvanlar, sosyal statü, güçlü görünme çabası gibi) işte yazar bu öykülerde, tamamen savunmasız ve çıplak olduğunu bildiriyor bizlere.
9 öykünün hepsinden bahsetmek zor olsa da kitap içerisindeki dikkat çeken öykülere değinmek gerek.
''Bir Erkeğin Dayanılmaz Bilinçaltı Tutkusu''nda:
Bir sabah kadın olarak uyanan Ömer'in yaşadığı birkaç gün anlatılıyor (aklıma