Toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazdığı için Orhan Kemal'in kitaplarını çok severim. #BereketliTopraklarÜzerinde 'yi 8 yıl önce okumuştum. Ağustos ayında tekrar okudum. Orhan Kemal'in en sevdiğim kitabı.
Roman 1940'ların sonu 50'lerin başlarında geçiyor. İş bulmak umuduyla üç arkadaş Sivas'ın bir köyünden Çukurova'ya geliyor. Orhan Kemal üç arkadaşın yaşadıklarını üstün gözlem yeteneğiyle resmediyor bize.
Feodal ve kapitalist üretim ilişkilerinin iç içe geçtiği romanda, üretim ilişkilerinde meydana gelen sorunları, emek sermaye çatışmasını günlük yaşam içerisinde halka nasıl yansığını ve insanlardaki yozlaşmayı anlatan en iyi romanlardan birisi bence.
Dili sade, roman su gibi. Daha ne olsun, herkes okusun. Bereketli Topraklar ÜzerindeOrhan Kemal
Kitap ilk cümlesiyle sarıp içine alıveriyor sizi.
Mısırlı feminist bir yazar Neval El Seddavi. Aynı zamanda psikiyatrist olan yazar Mısır'da Kanatır Cezavi'nde kişilik bozukluğu olan kadınlarla ilgili bir araştırma yaparken cezavinde bir kadınla karşılaşıyor: Firdevs..
Firdevs ölümle yaşam arasındaki bir kadın. Kimseye eyvallahı yok. Kısa zaman sonra idam edilecek. Cezaevinde kimseyle iletişim kurmuyor. Yazar Firdevs'le konuşabilmek için kendisinin de yıllar sonra aynı cezaevinde kalacağından habersiz her gün gidip geliyor. Artık görüşmeye dair ümitlerini kaybetmek üzereyken idamdan birkaç saat önce konuşmak istiyor Firdevs.
Firdevs'in hikâyesi derinden etkiliyor bizi. Ölümden bile korkmuyor. Kitapta kadına yönelik şiddet, her yaşta devam eden istismar, kadın sünneti, kadınların insan yerine konulmadığı bir toplumda yaşaması ve tüm bunları yapanların din kisvesi arkasına nasıl sığındıklarını tüm açıklığıyla görüyoruz. Firdevs bir yandan toplumla kavga ederken bir yandan da kendini var etmeye çalışıyor aslında.
Kitabı okurken laikliğin kadınlar için ne kadar önemli olduğunu ve laiklik mücadelesinden vazgeçmememiz gerektiğini bir kez daha anladım. Sıfır Noktasındaki Kadın
Uzun zamandır okumak istediğim bir Dostoyevski klasiğini okudum. Dostoyevski'nin bireyin iç dünyasını anlatan tarzı bana çok hitap etmese de müthiş bir kitap. İnsanın iç çelişkilerini bu kadar iyi anlatan bir yazarı daha önce okumadım sanırım.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk kısım yeraltı diye nitelendirdiğimiz bölüm. Bu bölümde derin psikolojik ve felsefi tahliller yer alıyor. İkinci bölümde ise ilk bölümle bağlantılı olarak bir öykü yer alıyor. Bir devlet memuru olan kahramanımızın mutlak yalnızlığı, dengesiz davranışları, hayata karşı öfkesi, kendini yanlarında bir türlü var edemediği arkadaşları ve kahramanımızın iç hezeyanları monologlarla uzun uzun anlatılıyor. Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski
Datça'nın kavurucu sıcağından Kuzey topraklarının içimizi titreten kesif soğuğuna doğru yolculuğa çıkıyoruz. Jack London öykülerinde çoğunlukla Kuzey'i ve Kuzey'in soğuğunu anlatıyor. Bu kitaptaki 3 öykü de Kuzey topraklarından. Ne yalan söyleyeyim bu sıcaklarda bu kitabı okumak iyi geldi bana
Kitapta çaresizliği ve hayatta kalma arzusunu iliklerimizde hissediyoruz. Ateş yakarak hayata tutunmaya çalışmanın hikâyesini okuyoruz. İncecik, bir solukta okuyabileceğiniz bir kitap hemen atın sepetlere Jack London