"HATIRALARIM" – ALİ ULVİ KURUCU
Üstad Ali Ulvi Kurucu, sadece Türkiye'de değil, aynı zamanda tüm İslâm âleminde mukaddes değerlerin timsali olmuş müstesna bir zattır. O, bizlere sadece şiirleriyle değil, manevi yönüyle de rehberlik ediyor. Zira Üstadı okurken bu esere sadece bir hatırat dersek eksik kalır; bu muazzam külliyat, aynı zamanda tarihin bilinmeyen, tozlu raflarına da ışık tutuyor.
Camilerde, evlerde gizli saklı yapılan ilmi sohbetler, okunan gizli dersler ve titizlikle muhafaza edilen Kur’ân-ı Kerimler bizlere apaçık bir hakikati haykırıyor: Bu din, bizlere buralara öyle kolay yollardan gelmedi. Bugün sahip olduğumuz değerlerin ardında, İslam uğruna kendini feda edenlerin yoğun emekleri ve ödedikleri ağır bedeller var. Üstad, sayfalar arasında gezinirken yüzümüze vura vura bize o dönemlerin çetin mücadelelerini adeta yeniden yaşatıyor. Tam bu noktada, kıymetli halasının şu sözleri, verilen tüm o kavganın ve teslimiyetin özeti haline geliyor:
"Kur’ân-ı Kerim kıyamete kadar sönmeyecek bir nurdur, elhamdülillah..."
Bugün her türlü maddi varlığın ve imkânın içerisinde olup,buna rağmen sürekli bir kıyas ve doyumsuzluk girdabında kaybolan bizlere; Resûlullah (sav)'in ahlakını ve kanaatkârlığını dedesi en canlı şekilde şu sözleriyle hatırlatıyor:
"Herkesin bağı, bahçesi var; bizim de buz gibi suyumuz var..." Sübhanallah
İnsan sormadan edemiyor: Başka hangi duygu bir insana bu teslimiyeti söyletebilir, bir ömür nasıl adanabilir?
Ali Ulvi'nin hayat yolculuğundaki en büyük mihenk taşı, hiç şüphesiz dedesi Hacı Veyis Efendi'dir. O öyle mübarek bir zattır ki, onu ve onun ikliminde yetişen insanları anlatmaya kalktığımızda kelimeler bulmakta zorlanırız; insan onları tarif etmekte aciz kalabiliyor. Cenâb-ı Hak, bu güzel insanların davası uğrunda verdikleri