Pek çok ayet ve hadisten anlıyoruz ki cehennemde insana verilecek ceza dünyada işlenen suçu çağrıştıracak bir düzen ve mahiyet içerisinde gerçekleşir. Peygamber Efendimiz miraca yükseldiğinde cehenneme muttali oldu ve orada azaba uğrayan bazı insanlar gördü. Bu insanlardan bazıları önlerinde gayet güzel ve yeni pişmiş taze bir et olduğu hâlde ısrarla kokmuş olan kurtlu bir parça eti yemeye çalışıyorlardı. Efendimiz Cebrail'e (as) bunların kimler olduğunu sordu. O da bunların tertemiz eşlerini bırakıp zina yapan kimseler olduğunu ifade etti. (Bezzár, Müsned, hadis no: 9518) Aslında insanın Allah'ın helal kıldığı eşini bırakıp haram kıldığı zina için başka bir kadına gitmesi, tertemiz olan bir yemeği bırakıp çürümüş ve kokmuş olan bir yemeğe tevessül etmesine benzer.
Yahya b. Kesir şöyle demiştir: "Biz bu meseleye baktığımızda lezzet alan kişiler Allah aşkını ve O'nun rızasını talep etmekten aldıkları zevki başka hiçbir şeyden almamışlardır." Ya Rab! Bizi, seni seven kişilerin sevdiği insanlardan eyle! Ey alemlerin Rabbi! Senin sevgin için salih olan insanlar ancak senin razı olduğun kulların olur. Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e (sav), al ve ashabına salatüselam eyle!
Sayfa 105·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kudüs duruşu şuurdur; Bizdeki eksiklik Kudüs'süzlüktür... Sen, senin olana sahip çıkmazsan, senden olmayan senin olanı istila eder... Bugün özelde Kudüs'te, genelde ise ümmet coğrafyasında yaşanan acıların anahtar cümlesi budur... Biz, bizim olana sahip çıkmadık ve hala da sahip çıkmıyoruz!.. Halbuki Peygamber efendimiz, "dünyanın bir ucundaki Müslümanın ayağına diken batsa, diğer ucundaki Müslüman onun acısını yüreğinde hissetmezse gerçek iman etmiş sayılmaz” buyuruyor... Yani "Müslümanlar kardeştir" ayeti gereğince dünyanın neresinde olursa olsun, acıyı paylaşmak, dertlenmek, acının dinmesi için bir şeyler yapmak her Müslümanın sorumluluğudur... Ancak ümmet, 100 yıl önce büyük bir anafora sürüklendi, ümmet olma şuuru yitirildi, bin parçaya bölündü ve her bir unsuru kendisini ayrı millet sanan başsız sürülere döndü...
Efendimiz'e (sas) en makbul duanın hangisi olduğu sorulduğunda: "Gaib olanın gaib olana (haberi olmayanın arkasından yapılan) yaptığı dua." diye cevap vermişti. Gaibin gaibe duasının makbul olmasının sebeplerinden en önemlisi hiç şüphesiz günahkar bir ağızdan çıkmamasıdır. Çünkü Allah, günahsız ağızlardan çıkan dualara icabet etmektedir. Hiçbir kimse başka birisinin adına günah işleyemeyeceği için gaibin gaibe yaptığı dua çok önemli görülmüştür. Bunun için mümin bir insan öyle bir hayat yaşamalıdır ki o farkında olmadan ona sürekli dua eden birileri olmalı, o da başkalarına dua etmelidir. (bkz. yorum)
Sayfa 20 - Siyer Yayınları, [Gözden Geçirilmiş] 16. Baskı, Ekim 2022·Kitabı okuyor
Faysal'ın Arap ordusu muhteşem bir gerilla savaşı çıkardı ancak Bedeviler Osmanlı ordusuna karşı neredeyse dört yüzyıldır yaptıkları klasik vurkaç taktikleriyle savaşıyorlardı. Hâlâ Faysal'ın kuvvetlerinin Arabistan dışındaki Arap eyaletlerindeki Osmanlı idaresini kendi başlarına sona erdirip erdiremeyecekleri tartışmaya açıktır. Bir yüzyıl önce, Vehhabi savaşçıları Arabistan'ı ele geçirdi ama Şam'ı işgal edememişlerdi. Ancak Faysal'ın güçlü müttefikleri vardı. 1917 yılı Avrupa'daki Batı Cephesi'nde korkunç bir çıkmaza girmişti ama, İngilizler Osmanlı İmparatorluğu'nu savaşta mağlup etmek çabasında büyük başarılar imza attı. Hindistan'dan Basra'ya takvije kuvvetleri gönderildi ve İngiliz-Hindistan birlikleri 11 Mart 1917'de Bağdat'a girdi. Batı'ya doğru, General Edmund Allenby kumandası altındaki İngiliz ve İngiliz İmparatorluğu güçleri, o yılın sonbaharında Sina'da Osmanlı direnişini ezebildi. İngiliz kuvvetleri 16 Kasım 1917'de Yafa'yı işgal edip 11 Aralık'ta Kudüs'e girdi. Arap topraklarındaki savaş, yaklaşık bir yıl kadar sürecekti ama İngilizlerin 1917'deki zaferlerinin ardından sonuç kesinleşti. 1 Ekim 1918'de Şam'a giren Faysal'ın ordusuna daha fazla Bedevi kabilesi katıldı. Havran'da İngiliz kuvvetleri karşısında büyük bir yenilgi alan Osmanlı kuvvetleri ise zaten şehirden çekilmişti. Şehre ilk girenin İngiliz komutasındaki birlikler olup olmadığı hâlâ araştırmacılar arasında tartışmalı bir konudur. İngilizler Faysal'a ordusunun kurtardığı bölgelerin gelecekteki Arap Krallığı'nda yer alacağı sözünü vermiş olduğu için bu soru önemsiz bir mesele değildir. Hangi ordu ilk olarak Şam'a ulaşmış olursa olsun, 1516 yılında Selim'in zaferinde olduğu gibi, şehir bir tek silah patlamadan düştü. Faysal şehre girişini müteakip ilk cumada, bilerek ya da bilmeyerek Selim'in
Sayfa 238·Kitabı okudu
Ümmü Süleym, o günler 10 yaşında olan Enes'in elinden tutar, Efendimiz'e (sas) getirir: "Ya Resûlullah! Herkes sana bir hediye sundu. Benim sana sunacağım bir hediyem yok. Ben de canımdan bir parça olan bu oğlumu sana hizmet etmesi için getirdim. Enes akıllı ve okuma yazma bilen bir delikanlıdır. Onu benden kabul buyur ve ona dua et."[42]diyerek hediyesini takdim eder. Efendimiz (sas) bu hediyeden o kadar memnun olur ki, kabul ettiğini beyan eder ve bir de orada Enes'e dua eder. Yaptığı dua nasıldır biliyor musunuz? Der ki: "Allah'ım! Sen onun malını ve nesli- ni çoğalt ve ona bereket ihsan et. Onun ömrünü uzat ve günahlarını affet!"[43] Bu duaya başta anne Ümmü Süleym olmak üzere oradakiler âmin der. Ne olur peki Enes'e, bu duanın neticesinde? Enes b. Mâlik (ra) kendisi vefat edeceği sırada söylüyor ne olduğunu... Diyor ki: "Efendimiz (sas) bu duayı bana yaptıktan sonra ben neslimden tam 125 kişiyi gördüm ve onların büyük bir kısmını kendi ellerimle defnettim." Torunlarının çocuklarını görmüştür Enes b. Mâlik... Onun vefat tarihi Hicrî 90, Milâdî 709'dur. Milâdî olarak 97, Hicrî olarak tam 100 yaşında vefat etmiştir. Enes b. Mâlik sözüne devam ediyor: "Herkes bahçesinden bir mahsul alırken, ben iki mahsul aldım. Neye elimi attımsa bereketlendiğine şahit oldum."
Sayfa 432