Elif Erdem

Elif Erdem
@efftyyy
sociology/psychology
12 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Reklam
Oturduğu koltukta, birden Turgut aynı huzursuzluğun yaklaşmakta olduğunu hissetti. Kıskanç ve intikamcı bir duyguydu bu: biraz unutulmaya gelmiyordu. Gizlice büyüyor, eskisinden daha şiddetli bir biçimde ortaya çıkıyordu hiç beklemediği bir anda. Bir davranışta bulunmadan, onunla ilgili bir hareket yapmadan atlatılması imkânsız gibi görünen bir duyguydu. Hüzünlü bir biçimde ele alınmayınca daha zalim oluyordu sanki. Kendisine saygı duyulmasını istiyordu. Küçük bir fırsat bulunca da Turgut'un içini ezen bir rahatsızlık olarak ortaya çıkıyordu. "Midem iyi değil galiba," dedi. "Bana bir ilaç versene."
Sayfa 50
Edebiyat

Elif Erdem

, bir kitap okudu
Puan vermedi·224 syf.·
2022 1. kitabı
Franz Kafka
7.3/10 · 63,9bin okunma
2.
Günün birinde insanlara kim uçmayı öğretecekse, tüm sınır işaretlerinin yerini değiştirecek; sınır işaretlerini havaya uçuracak ve dünyayı "Hafif" olarak yeniden vaftiz edecek. En hızlı attan daha hızlı koşar devekuşu, fakat o da gider ve sokar kafasını ağır toprağa. Aynı böyledir uçmasını bilmeyen insan. Ağırdır onun için toprak ve hayat, böyle ister ağırlığın tini de. Fakat kim hafif ve bir kuş olmak istiyorsa, kendini sevmek zorundadır. Bunu öğretirim ben. Elbette hastalıklıların ve düşkünlerin sevgisiyle değil, çünkü bunların kendilerine duyduğu sevgide kokar. Sağlam ve temiz bir sevgiyle kendisini sevmeyi öğrenmeli insan, böyle öğretirim ben. Öğrenmeli ki, kendisine tahammül edebilsin ve etrafta dolaşıp durmasın. "İnsan sevgisi" derler böyle etrafta dolaşıp durmaya. Bu sözcükle şimdiye değin çok yalanlar atıldı ve riyakârlık yapıldı, özellikle de tüm dünyaya ağır gelenler tarafından. İnsan kendisini sevmeyi öğrenmesi gerçekten bu gün ve yarına yönelik bir buyruk değil, aksine tüm sanatların en incesi, kurnazı, sonuncusu ve sabırlısıdır.
Sayfa 222 - koridor yayınları
Felsefe
Yaşamı baskıdan ibaret hissetmek. Zaman akıp giderken ve sen bu zamanı yaşarken bir adım sonrasını, birbiri ardına ilerleyen saniyeleri bu saniyelerin içerisindeyken kaygıyla düşünmek. Endişe, sorumluluk, kaygı, kafamıza eskiden beri öğütler ile yer etmiş "boşa harcamamak" ifadesi. Hangizimi rahatsız etmiyor ki? Bu his ile yaşamaya alışıyor olabilir miyiz? Ne zaman kendimi keyifli hissetsem, bana yararlı olduğunu düşündüğüm ve elimden kayıp gideceğini sandığım her şey için kaygı duyarım. Bir kitap mı okuyorum, keyifli ve mutluyum; sadece buna odaklanmam gerekirken okumadığım bir çok kitabın arkasından üzülüyorum. Bu hırs mı yoksa depresif bir ruh hali mi? Ne zaman eğlenceli fakat kapitalist dünayaya hizmet etmeyen bir takım işlerle vaktimi geçirsem, ne kadar mutlu ve neşeli olsam dahi kaybettiklerimin -kaybettiğimi düşündüklerimin- ardından yas tutuyorum. Bu yaşam, bize dayatılan tüm bu "yapmalısın" lar içimizde tam yüreğimizde kocaman bir pişmanlık hissi doğuruyor ise bu "GÜZEL TOPLUMUMUZUN" doğrularını ne denli uygulamalıyız. Bu doğru bir his mi? İyi olacağımızı vaat eden tüm bu sorumluluklar bizim peşimizi bırakmayan koca bir pişmanlığa dönüşüyorsa bizim doğrularımızla bu dayatılan doğrular ne kadar birdir?
Düşünce
Reklam