Kasabalı bir hüzün çökerdi söylediğin türkülere meşeler göğerir kalbin rehin kalırdı o huysuzda ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun efkâr da yakışırdı sana, ilk kadeh kekik kokardı
Efkar, en iyi bildiğimiz duygu nahiyesi: Alkolün kıyılarında, türküler yakılan bir kasaba. Kıyamet yaklaştığında oraya dönüyoruz; yalnızlığımızı inkardan vazgeçtiğimizde.
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi bana ya bir hicazkar Ya bir körpe yar, ya yine efkar...
efkar saatleri
Tanzimat'tan sonraki devirde Garp fikri memleketimize yalnız teknik ihtiyaçları doyurmak için girdi. "Mühendishane"nin açılması, Garp riyaziyesinin okunması, düşüncenin prensiplerinde hiçbir değişiklik yapmadı. Bunların birtakım yeni ilmî ve mantıkî neticeler getireceği hatırdan bile geçmiyordu. Bu yüzden iki âlem birbirine nüfuz etmeksizin yan yana ve habersiz olarak yaşadı. Sanata ve fikre boş şekillerin gelmesi zihniyetimizde hiçbir sarsıntı yapmadı. Zahirde bir inkılap gibi görünen hareket, hakikatte bir hercümerçti: düsüncelerde tam bir muhasebe eksikliği, ruhlarda bir yamalı bohça suniliğiydi... Osmanlı gururuna dayanan "kapalı mistik medeniyet" görüșü Garp medeniyetiyle, asıl dünyanın umumi akışıyla temasa gelmeyi menediyordu. Vakıa Tanzimatçılarda Garplılaşmak endişesi kuvvetle bağırıyordu: Şinasi Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar mukaddimelerinde Garp maarifine karşı hayranlığını gösteriyor. Ziya Paşa'da bu daha açıktr: "İslammedeniyeti yıkılmıştır. Şark ahlâkı, kendisine dayanılamayacak kadar bozulmuștur. Garp teknik ve zekâ itibariyle bizi eziyor".
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Efkar, en iyi bildiğimiz duygu nahiyesi. Kıyamet yaklaştığında oraya dönüyoruz; yalnızlığımızı inkardan vazgeçtiğimizde.
Sayfa 232·Kitabı okudu
Alıntı
Yağmur dalgın bir efkar giyinir Ekim'de. Kumrular sokağında çekilmiş bir diş gibi kalırım; çekilmiş bir diş gibi, Diyarbakır'dan... Ağrırım, bağırırım, aldırmaz: ille de gökkuşağı giyinir gökyüzü her Ekim'de... Uzağım, sağ elim yok. Unuttum elimi Diyarbakır'ın teninde; gözlerimi unuttum... Yüreğim gökkuşağı giyinmiyor hiçbir mevsimde...