Bilmen gerekir ki, düşünmenin mahiyetini teemmül eden, hakikatine vakıf olan, inceliğinin (dakîka) ve derecesinin hakkını veren kimse, "niçin" sorusunu sorma ihtiyacı duymaz.
Düşünen, diliyle sussa da, kendisiyle beraber düşünendir; konuşan, beyanda bulunmasa, vasfı itibariyle konuşandır; söyleyen (kâil) ancak muhatabın dilini/tabirini ve dinleyicinin düzeyini öğrendikten sonra, içinin/sırrının anlamlarını açıklar ve bilgisinin anlamlarını ifade eder.