Şerha xemê dil bikim fesane Zînê û Memê bikim behane Nexmê we ji perdeyê derînim Zînê û Memê ji nû ve vejînim Türkçesi; Yaralı gönlün sazı kah yumuşak kah gür sesli olsun Çalsın türküsünü Zîn ve Mem’in Gönüldeki derdin serhini kılayım efsane Zîn ve Memi ederek bahane Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben Zîn’i ve Mem’i dirilteyim yeniden.
Sayfa 26·Kitabı okudu
Efsane bir giriş olmuş
Gözlerimizi dünyaya açtığımızda, o gözleri verili bir dünyaya, tanımlanmış bir dünyaya açıyoruz. Sevgilerimizin, nefretlerimizin çoğunu ya bilkuvve ya da bilfiil olarak bilincimizin derinliklerinde hazır buluyoruz. Okumaya, dünyayı tanımaya, anlamaya başladığımızda, etrafımızda hazır iyilerle, hazır kötülerle karşılaşıyoruz. Hatta bu iyiler ve kötüler sembolleştiklerinden, kötülerin dünyasından kaçıyor, onlarla hiçbir surette ilgilenmiyor, onları kendi dünyamıza mümkün mertebe yaklaştırmıyoruz; buna karşın yine hazır bulduğumuz iyileri ise idealleştiriyor, onlara ait ne varsa bilmeye çalışıyor, dünyamızı onların sözleriyle, tavırlarıyla inşa ediyoruz. Çok genç yaşlardan itibaren dünyamız kesin çizgilerle ayrılıyor; siyahlarımız ve beyazlarımız oluyor ve fakat asla aralarında irtibat alanları bulunmuyor. Özel bir gayret göstermediğimiz sürece, beyazların aralanndan dışarı çıkamıyor; siyah bellediğimiz alanın o karanlık köşelerine kısa kaçamaklar bile yapmaya cesaret edemiyoruz.
Sayfa 3 - Ah şu hatıratlar·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Efsaneye Giriş
İlginç olan her şey karanlıkta geçer. Hiç bilinmez insanların gerçek hikayesi. Celine
Sayfa 10 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
--Tatil anlayışım gezmekten ziyade sağdan sola, soldan sağa dönerek yatmaktır┬⁠─⁠─⁠┬⁠ ⁠¯⁠\⁠_⁠(⁠ツ⁠)
Sayfa 169·Kitabı okudu
Alıntı
ÖLÜM, KAN, İMAN, BİLGİ. ATEŞ, BARUT VE DEMİR: ATSIZ EFSANESİNİN ORHUN KÖKLERİ İlker Aytürk Atsız yirmilerinde ve otuzlarındayken, yani henüz çok genç sayılabilecek bir yasta, adı sevgiyle ya da nefretle anılan, yarı gerçek yarı efsane bir kişiliğe dönüşmüştü. Adını saran bu hale ilerleyen yaşlarında daha da genişledi. ölümünden bu yana ise artık yirminci yüzyıl Türk düşünce ve siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak anılıyor. Beşir Ayvazoğlu, kendi yetiştiği yıllarda Türk sağını anlattığı makalesinde, sağın her rengi için Atsızı'ın zorunlu bir okuma haline geldiğini not eder. Nevzat Kösoğlu. İstanbul Üniversitesinde okurken, diğer Türk milliyetçileri onu görüp tanısınlar ve gelip tanışsınlar dive ceketinin ön cebinde Atsız'ın kitaplarını taşır. Atsız'ın ölümünün ardından onun için bir armağan kitabı hazırlayanlardan Osman F. Sertkaya için Atsız, Ziya Gökalp'tan bu yana Türk milliyetçiliğinin yetiştirdiği “hiç şüphesiz” en büyük düşünce insanıdır. Genç Atsız'ı bir aşk ya da nefret objesi olarak efsaneleştiren ya Arap asıllı bir subayı selamlamayıp subaylıktan tardedilmek. Dr. Reşit Galip Bey'e protesto telgrafı çekmek, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Dekanı Ali Muzaffer Bey'e tokat atmak, Sabahattin Ali'ye düello teklif etmek. Başbakan Saracoğlu'na açık mektup yazmak gibi eylemleriydi ya da ırkçılık. Türkiye'deki akademi ortamını beğenmeyen bilimcilik sülaleler üstü Umumi Türk Tarihi tezi, CHP'ye, Kemalizme ve Kemalist milliyetçilik anlayışına getirdiği eleştiriler gibi düşünceleri. Dikkatle incelediğimizde göreceğiz ki tüm bu eylem ve düşüncelerin kökleri Atsız'ın Atsız ve Orhun dergilerini yayınladığı uzak geçmişe ama özellikle Orhun günlerine gidiyor. Orhun'un birinci (1933-1934) ve ikinci (1943-1944) dönemleri ile aradaki fasıla, Atsız'ın gelecekteki
Giriş ve Tüyler diken!!!
Eru vardı, Tek Olan; Iluvatar derlerdi adına Arda'da...