Şerha xemê dil bikim fesane
Zînê û Memê bikim behane
Nexmê we ji perdeyê derînim
Zînê û Memê ji nû ve vejînim
Türkçesi;
Yaralı gönlün sazı kah yumuşak kah gür sesli olsun
Çalsın türküsünü Zîn ve Mem’in
Gönüldeki derdin serhini kılayım efsane
Zîn ve Memi ederek bahane
Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben
Zîn’i ve Mem’i dirilteyim yeniden.
Gözlerimizi dünyaya açtığımızda, o gözleri verili bir dünyaya, tanımlanmış bir dünyaya açıyoruz. Sevgilerimizin, nefretlerimizin çoğunu ya bilkuvve ya da bilfiil olarak bilincimizin derinliklerinde hazır buluyoruz.
Okumaya, dünyayı tanımaya, anlamaya başladığımızda, etrafımızda hazır iyilerle, hazır kötülerle karşılaşıyoruz. Hatta bu iyiler ve kötüler sembolleştiklerinden, kötülerin dünyasından kaçıyor, onlarla hiçbir surette ilgilenmiyor, onları kendi dünyamıza mümkün mertebe yaklaştırmıyoruz; buna karşın yine hazır bulduğumuz iyileri ise idealleştiriyor, onlara ait ne varsa bilmeye çalışıyor, dünyamızı onların sözleriyle, tavırlarıyla inşa ediyoruz. Çok genç yaşlardan itibaren dünyamız kesin çizgilerle ayrılıyor; siyahlarımız ve beyazlarımız oluyor ve fakat asla aralarında irtibat alanları bulunmuyor. Özel bir gayret göstermediğimiz sürece, beyazların aralanndan dışarı çıkamıyor; siyah bellediğimiz alanın o karanlık köşelerine kısa kaçamaklar bile yapmaya cesaret edemiyoruz.
ÖLÜM, KAN, İMAN, BİLGİ. ATEŞ, BARUT VE DEMİR: ATSIZ EFSANESİNİN ORHUN KÖKLERİ
İlker Aytürk
Atsız yirmilerinde ve otuzlarındayken, yani henüz çok genç sayılabilecek bir yasta, adı sevgiyle ya da nefretle anılan, yarı gerçek yarı efsane bir kişiliğe dönüşmüştü. Adını saran bu hale ilerleyen yaşlarında daha da genişledi. ölümünden bu yana ise artık yirminci yüzyıl Türk düşünce ve siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak anılıyor. Beşir Ayvazoğlu, kendi yetiştiği yıllarda Türk sağını anlattığı makalesinde, sağın her rengi için Atsızı'ın zorunlu bir okuma haline geldiğini not eder. Nevzat Kösoğlu. İstanbul Üniversitesinde okurken, diğer Türk milliyetçileri onu görüp tanısınlar ve gelip tanışsınlar dive ceketinin ön cebinde Atsız'ın kitaplarını taşır. Atsız'ın ölümünün ardından onun için bir armağan kitabı hazırlayanlardan Osman F. Sertkaya için Atsız, Ziya Gökalp'tan bu yana Türk milliyetçiliğinin yetiştirdiği “hiç şüphesiz” en büyük düşünce insanıdır. Genç Atsız'ı bir aşk ya da nefret objesi olarak efsaneleştiren ya Arap asıllı bir subayı selamlamayıp subaylıktan tardedilmek. Dr. Reşit Galip Bey'e protesto telgrafı çekmek, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Dekanı Ali Muzaffer Bey'e tokat atmak, Sabahattin Ali'ye düello teklif etmek. Başbakan Saracoğlu'na açık mektup yazmak gibi eylemleriydi ya da ırkçılık. Türkiye'deki akademi ortamını beğenmeyen bilimcilik sülaleler üstü Umumi Türk Tarihi tezi, CHP'ye, Kemalizme ve Kemalist milliyetçilik anlayışına getirdiği eleştiriler gibi düşünceleri. Dikkatle incelediğimizde göreceğiz ki tüm bu eylem ve düşüncelerin kökleri Atsız'ın Atsız ve Orhun dergilerini yayınladığı uzak geçmişe ama özellikle Orhun günlerine gidiyor. Orhun'un birinci (1933-1934) ve ikinci (1943-1944) dönemleri ile aradaki fasıla, Atsız'ın gelecekteki