• Bir adam büyük bir General, iyi bir öğretmen, uzman bir doktor olabilir. Ancak bozuk zihniyetli, ahlaksız, bencil, Zalim de olabilir.
    Belirli görevlerde uzmanlaşan kişiler için iyi öğretim görmüş denilebilir ama bu onların eğitimlerinin iyi olduğu anlamına gelmez.
    İslam doğumdan itibaren insanı eğitir ve ona dünyada en dengeli en kapsamlı ve her şeyi kuşatan bir değer kazandırır.
    İslami eğitim inancın insan şahsiyetinin rengi haline gelmesini ister.
  • ŞEYMA SUBAŞI TAMAM DA KİM BU AYŞE ÖREN?
    Bu bir hedef alma yazısı değildir.
    Rencide etme çabası hiç değildir.
    Ti’ye alma yazısı hiç hiç değildir.
    Bu sadece bir sorgulama, iğneyi kendine batırma yazısıdır.
    Birkaç isim vereyim size.
    Şeyma Subaşı, Hadise, Ebru Şallı.
    Bu isimler son dönem magazin dünyasını bir şekilde hayatlarıyla meşgul eden kadınlar.
    Sosyal medya, sahne, televizyon derken; köy, kent, mezra demeden evlerimizin içindeler.
    Türk seyircisinin nabzını biliyor, gündem olmak için yapılması gerekenleri yapıyor, reklamın iyisinden de kötüsünden de nemalanıyorlar.
    Yine söylüyorum. Saydığım isimler, son dönemin en çok konuşulanları olduğu için seçilmiştir.
    Şimdi birkaç isim daha vermek isterim.
    Neval Çam, Ayşe Ören, Yasemin Adar.
    Yok dayanamayacağım birkaç isim daha vereyim.
    Dilara Fındıkoğlu, Nehir Özzengin, Dilek Livaneli.
    Yok yok, hiçbir zaman sosyal medya fenomenleri kadar ünlü olamayacak, sahne başına milyonları cebe atamayacak, televizyonlarda boy gösteremeyecekler.
    Ama tanıtmaktan gurur duyacağım isimler.
    “Türk isterse…” ile başlayan sözlerin arkasından gelen üç noktayı dolduracak isimler.
    Her şeyden önce çoluğumuza çocuğumuza örnek göstereceğimiz isimler.
    NEVAL ÇAM: Henüz 16 yaşında işaret dilini tercüme eden bir yazılım geliştirdi. Geliştirdiği proje sayesinde Microsoft tarafından `Yılın En Başarılı Kadın Yazılım Girişimcisi` seçildi ve hayali olan Stanford Üniversitesi mühendislik fakültesi bilgisayar bilimleri bölümünde 4 yıl tam burs hakkı kazandı.
    AYŞE ÖREN: Türkiye’nin ilk ve tek uzay mimarı. Boğaziçi Üniversitesi Teknopark`ın kuruluş firması olarak Teknoparklar dahiline kabul edilen ve Sanayi Bakanlığı`ndan tekno–girişim alan ilk tasarımcı. 2015 yılında, Fransa Dış İşleri Bakanlığı tarafından ‘Geleceğin Lideri’ seçildi.
    YASEMİN ADAR: Türkiye`nin dünya şampiyonu ilk kadın güreşçisi. 2016`da Riga`da düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası kadınlar 75 kiloda da Rus rakibini 7-0 yenerek Türkiye tarihinde kadınlarda ilk altın madalyanın sahibi oldu.
    DİLARA FINDIKOĞLU: İngiliz basınınca son zamanların en yaratıcı ve ümit vaade den tasarımcıları arasında seçildi. Fransız Vogue dergisinin eski genel yayın yönetmeni Carine Roitfeld’in çıkardığı CR Fashion Book’ta mezuniyet koleksiyonu Rihanna tarafından giyildi. Fındıkoğlu`nun tasarımlarını giyen bir diğer yıldız isim de Madonna.
    NEHİR ÖZZENGİN: Müzik yeteneği 4 yaşında keşfedilen Nehir şimdi 7 yaşında. İtalya`da yapılan `Uluslararası Ischia Piyano Yarışması`nda dünya ikincisi oldu.
    DİLEK LİVANELİ: Farklı köy okullarında dört sınıf bir arada tek öğretmen olarak eğitim-öğretim veren on beş yıllık köy okulu öğretmenidir. Okulunun hem müdürü hem öğretmeni hem de hizmetlisidir. Öğrenci ve ailelerini ilk kez sinema, tiyatro, opera ve müzelerle tanıştırmıştır. Köydeki anneleri ve çocuklarını ilk kez uçağa bindirerek şehirlerarası turlar düzenlemiştir.
    Dünya Vatandaşlığı Projesini hayata geçirip 4 yılda 11 farklı ülkeden köye gelen eğitmenler ile İngilizce kamplar düzenlemiştir. Ayrıca öğrencilerine yelken, buz pateni, golf, bowling, at biniciliği sporlarını deneyimledikleri yaz tatili çalışmaları düzenlemiştir.
    Köyde okuma-yazma bilmeyen kadınlara gönüllü olarak okuma-yazma öğretmiş, iki yılda köyde okuma-yazma bilmeyen kadın kalmamıştır. Ayrıca Türkiye’de ilk defa yapılan “Köyde Opera” organizasyonunu gerçekleştirmiştir. 2012 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ‘Mesleğinde Fark Yaratan Öğretmen’ seçilip Başbakanlık, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Köşkünde Samsun’u “Yılın Öğretmeni” unvanı ile temsil etmiştir.
    `Türkiye`nin Rol Model Öğretmeni` ödülünü almıştır.
    Varkey Gems Vakfı Küresel Öğretmen Ödülü Komitesi`nin seçtiği 127 Ülke ve 5000 aday içinde `Dünya’nın en iyi 50 öğretmeni` arasına seçilen ilk ve tek Türk Öğretmen olmuştur.
    Buraya kadar okuduysanız ben amacıma ulaştım.
    Siz bu isimleri aklınızın bir köşesine yazdınız.
    Şeyma, Hadise, Ebru devam edecek hayatlarına, tıpkı Yasemin, Nehir, Dilek gibi.
    Sizden ricam gözünüz, gönlünüz daha çok bilimde, daha çok sanatta, daha çok emek veren kadınlarda olsun.
    Teşekkür ederim.

    Esra Yazdıç Demir
  • Öteki inançlara duyulan müsamahanın kaynağında insana duyulan saygı vardı.

    İslâm inancında insan mukaddesti. İnsan mukaddes olduğu için, tercihlerine (dini tercihler dâhil) müsamaha gösterilmeli, bu yüzden insan incitilmemeliydi.

    Bunu eğitim sistemine de yansıttılar. Hıristiyan çocuklar devşirilip eğitiliyor, kabiliyetlerine ve çalışkanlıklarına göre yükselmeleri, hatta devletin ikinci adamı olmaları sağlanıyordu.

    Bu sistem o günkü Avrupa’nın bilmediği bir sistemdi.

    Sultan İkinci Mahmud’a (1808-1839) kadar devam eden bu sistem ‘resmî öğretim’ ve ‘sivil öğretim’ şeklinde iki ayak üstünde duruyordu...
  • Başta Polis Akademisi olmak üzere, tüm eğitim kurumlarındaki fethullahçıların izini sürmeye başladığınızda, öncelikle Polis Akademisi, Koleji ve Okulları için öğretim üyesi yetiştirilmek üzere yüksek lisans ve doktora yapmak üzere yurtdışına gönderilenlerin de durumlarını ve pozisyonlarını netliğe kavuşturmanız gerekmektedir. Hatırlanacağı üzere, Y.Ö.K. ve Milli Eğitim Bakanlığı, 1982’den itibaren ağırlıklı A.B.D. olmak üzere, yurtdışına onbinin üzerinde burslu öğrenci göndermiştir. Ancak, bir süre sonra bunların yarıdan çoğunun fethullahçı, sonra nakşibendi, süleymancı ve de etnik bölücülerden oluştuğu saptanmıştır.
  • Eğitim yılları az ve eğitimi kalitesiz olan küçük okullar, bir kibrit çöpünün alevine benzer. Işığı birkaç saniye sürer. Yanınca, etrafında ancak birkaç metrelik bir alanı aydınlatır. Milletin kafasındaki karanlığı yırtmak için deniz feneri kadar ışık saçan büyük lambalar ve projektörler gereklidir. İşte ben, bu kararımla, doğduğum ve büyüdüğüm köyde büyük bir eğitim ve öğretim meşalesini tutuşturmak istiyorum."
  • 208 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Nurettin Topçu, Türkiye'nin Avrupa'da eğitim gören ilk aydınlarından birisidir. Sorbonne Üniversitesi'nde Felsefe alanında doktora çalışması yapan ilk Türk'tür. Bu eser, fikir adamının okuduğum ilk eseri ve aslında, 1939-1973 yılları arasında çeşitli yayın organlarında yazmış olduğu makalelerden ve konferanslarda yapmış olduğu konuşmalardan derlenmiş. Topçu, eğitim konusunda gerçekten çok düşünmüş, bir hayli mesai harcamış. Yazılarında eğitimde milli bir ruh oluşturmak için gayret sarf etmiş. Batı'nın maddeye ve tekniğe adeta taparcasına verdiği önemi eleştirerek millet olarak yükselişimizin pozitivizm ve materyalizmin çorak topraklarında olmadığını dile getirmiştir. Din merkezli bir düşünce ve anlatım sergileyen Topçu (Nakşibendi şeyhine intisab etmiştir), hakkını vermek gerek, din eğitiminin medresenin son üç asrından beri ve Cumhuriyet döneminde de ehil olmayan ellere bırakılarak, memlekette bir din felsefesi oluşturulamamasından, dinin kuru birtakım kurallar yığını şeklinde algılanmasına sebep olunduğundan ve bazı kimselerin elinde ticari metaya dönüştürülmesinden yakınmış. Hareket kuvvetini Kur'an'dan alacak bir neslin yetiştirilmesini savunmuş. Yükselişin de, yıkımın da her devirde eğitimin niteliğiyle doğrudan ilişkisini gözler önüne sererek Milli eğitimin asıl unsuru olan öğretmenden sisteme, sistemden eğitimin verildiği binalara kadar farklı çözüm önerilerini sıralamış. Hak verdiğim pek çok düşüncesi var Topçu'nun; ancak üç düşüncesi var ki kesinlikle ayrılıyoruz kendisiyle. Bunlardan ilki, öğretim faaliyetlerinde kız ve erkek öğrencilerin ayrılması düşüncesi. Bu akla ilk haremlik selamlık bir okul ortamı getirir ki, eğitimde birlik esasına, karma eğitim anlayışına tamamen aykırı olduğu konusunda hemen herkes hemfikirdir. ikincisi, üniversitelerin özerkliğini doğru bulmayışı ki, bu durum da üniversitelerin özgür bilim yapabilecekleri ortamı tartışmaya açmaktır. Çok yanlıştır. (Üniversitelerimizin bilime ne kadar katkı ürettikleri başka bir tartışmanın konusu, buna hiç girmiyorum.) Son olarak Alevilik hakkında söylediği şu sözler: "Medresenin hakimi skolastik üstadlar ve tarikatların mürşidi şeyhler… Tarikatları ise asırların arasında tâ kalbinden kemiren şerir kuvvet Alevilik olmuştur. Ve böyle bozuk zihniyete, kolayca ortak olan hayati hazlarla yüklü bir âdap ve erkan silsilesi, tarikatları çürütmeğe kafi geldi. İslam alemi, bugün bu iki çürütülmüş zihniyetin harabesi halindedir." Ben Alevi değilim; ama öyle olmamam bu coğrafyada Alevilerin yaşadığını ve bu gibi ifadelerden incineceklerini bilmememi gerektirmediği gibi asla haklı göstermez. Eğitim gibi bir konuyu ele alırken her şeyden önce ayrıştırıcı değil, birleştirici olmak gerekir diye düşünüyor, herkese keyifli okumalar diliyorum.
  • 208 syf.
    ·9/10
    Es Selam Dostlar…

    Ahlak üzerine yaptığı bereketli çalışmaları ile münevver , nadir mütefekkirlerden biri Nurettin TOPÇU…
    Avrupa’da Ahlak Felsefesi üzerine doktora yapmış ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk olarak kayda geçmiştir.
    Fransa’da kalması yönünde yapılan teklifleri kabul etmeyip Türkiye’ye dönmüş ve Abdülaziz Efendi (Bekkine) ile tanıştıktan sonra hayatı boyunca ona intisap etmiştir.
    Hepimizin bildiği gibi sıra dışı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu noktada Nurettin TOPÇU hocamızın İslam dünyasına dair tespitleri kayda değer.
    Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kabe’yi ne kadar ziyaret etsek de birlik ve beraberliği sağlayamıyoruz. Bunun sebebi de ne siyasi ne ilmi ne de fikridir. İslam’ın temelinden ve Kur’an ahlakından uzak kalmamız en büyük etkendir der Üstad.
    Bu noktada geçmişten beri Pagan kültürünün yansımalarını şu cümleleri ile net bir şekilde (dini istismar) ifade etmiştir.
    ‘‘Asırların artığı sözde din adamları, devrimizin maddeci yıkımını göstererek kendilerinin ALLAH YOLCUSU oldukları vehmini halka sunuyorlar.’’
    Filhakika ;
    ‘’ALLAH YOLCULUĞU ,mevlidhanlıktan , duacılıktan ,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin , tekfirin , tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilahi yolculuğa yoldaşlığı olmadığını ,yolumuzun İslam’ın sahih kaynaklarındaki (Kur’an-Sünnet) nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasının aleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur. İslam’ın insanla birleştiren yolda işte budur.’’diyerek çözümü daha doğrusu reçeteyi bizlere sunmuştur.
    Peki aciz insanlar olarak sonu olan dünyamızda sonsuzluğa hislerimizle mi akıl ile mi ilham ile mi ulaşırız sorusuna cevaben der ki;

    Hisler;cüz’idir , egoisttir,kördür.

    Akıl hislerin üstünde olup ebedi ve alemşumuldur. Sağlam ölçülere sahip olup hisler gibi yanılmaz. Akıl insana kendini kaybettirmez bilakis kendine getirir. Mümeyyiz vasfı ve hayali hakikatte ayırt ettirir.

    İlham ise; bizleri sonsuzluğa ulaştıran his ve akıldan da üstün olan ilahi unsurdur.

    Değerli Dostlar!
    Yaşadığımız postmodern dünyada Üstadın şu sözleri günümüz din anlayışı ne güzel ifade etmektedir;
    İnsanlığın kurtuluşu için inen İslam dini ,kabuklanmış kaideler ,kin kuvvetleri,şiddet tehditleri , din adına manevi bezirganlık ile birlikte İslam ruhunun yaşandığı ashab ahlakının yerine geçmişten günümüze kadar kaideci taassup anlayışı hakim olmuştur.
    İslamı yükseltmek ve bu bağnazlıktan kurtulmak için yapmamız gereken şudur ki;

    İslam ideali ,insan idealidir.

    İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.

    İlimle ahlakın birlikteliği ile hikmet ile, kalbi inkişaf ile yol almaktır.

    Bu bağlamda hep beraber bir tefekküre ne dersiniz?
    Her varlığa bağlanan ve dünyalara sığmayan her ümidin arkasında yokluk gizlidir desem katılır mısınız bana?
    Ve geriye dönüp baktığımızda sonsuzluk isteğinin hasıl olduğu bu dünyada iyilikle fenalık hep mücadele içinde olacaktır ve olmaya devam edecektir. Bizlerde biliyoruz da maalesef fenalık bir adım öndedir. Bizleri rahatlatan unsur ise dünya fani, diğer
    alemin baki olması ümidi…
    Ve ilahi huzurda kazanacak olanların hep iyilerin olması…

    Her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu alemde zerre sonsuzluk inancı ruhumuzu doyum,fazilet ve hayatı yaşamaya değerli kılan saadet hazinesidir.
    Bizler yaratılmışların en şereflisi olmamızın yanında kabul edelim ki en sefihi de olabiliyoruz.
    Dağların kabul etmediği emaneti üzerimize de alarak her türlü hal, hareket ve davranışlardan sorumlu bir varlık olmuşuzdur.
    Bu sorumluluk nasıl yerine getirilir?
    Üstad der ki;
    Allaha yönelik ahlaki fazilet şairimizdir. Bunu terk ettiğimiz an çirkefleşiyoruz,bambaşka bir karakter bürünebiliyoruz. Bunca sefih davranışların barındığı bir dünyada yaşamak şüphe yok ki çetin bir imtihandır. Hayat mektebinde bu sınavı başarabilmek için ilk şart aşka ulaşabilmektir, aşk yolu dinin yoludur, fani olan varlıkta vücud ,çehre,emeller ve şekiller silinir ve yalnız ‘’ALLAH AŞKI varlığın mutlak sevgisi olarak zuhur eder.
    O aşk ki,
    Fuzuli sezdi,
    Yunus anladı, anlattı…
    Turdaki Musa dayanamadı,
    Miraç’ta Muhammed murada erdi…

    İÇ GÖZLEM

    En can alıcı tespitlerden…
    İç gözlem;bir nev’i nefsimizle baş başa kalmak,kalabilmek,hatta psikolojik bir metod da diyebiliriz .
    Diyor ki Üstadımız;
    İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispet ile otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. Bir buçuk asırdır yaptığımız millet olarak iç gözlemden uzak kalmamız değil midir?
    Nihayetinde iç gözlem en büyük yararımız olup hayatımızın merkezine almadığımızda her alanda taklitçilik hatta putlaştırma tipi davranışlar hasıl olabilmektir.
    Ki iç gözlem küçük yaştan itibaren öğretim metodu olarak gençlerimize uygulansın ve sonucunda ezbere dayalı iradesiz mecalsiz şaşkın bırakan unsurlardan beri olalım …

    Nurettin Hocamız bilginin yanında düşünmenin muhakkak olduğunu, ruhun düşünmeden hakikate ulaşamayacağını ilgili bölümlerde ısrarla vurguluyor.
    Çünkü düşündürmeyen bilgi kısır bir sevdadır. Lakin kafa ambarlarına doldurulan her çeşit bol bilgi yükü, düşünme ile işlenmedikten sonra boş bir hafızadan ibarettir.
    Bilgi düşünce ile yoğrulunca engin ufuklara geniş dimağlara götürücü kuvvet sağlar

    İslam dünya’sının da geri kalmasında en büyük etken düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplanmış düşüncelere bağlanmalarıdır diyerek bilim ile düşünmenın ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade ediyor.
    Bu yüzden bu tarz davranışları ile;

    Kur’an ruhundaki mana gömüldü.

    Kur’an kendi hayat sahnelerine icra edildi.

    Cennet deyince parlak bir gazino benzeri ,huri ve gılman denilince dişili, erkekli garsonlar düşünülüp heveslenildi.

    Yapılan Kur’an tefsirleri mana ve hüviyetinden uzak bir şekilde yapıldı
    gibi örneklerle düşüncesini pekiştirmeye çalışıyor.

    Hamiş;
    Düşünmek ruh selameti aramaktır.o’n da manaya ulaşmaktır.


    Peki nasıl bir Müslümanlık,nasıl bir kişilik?
    Bütün dinlerin geneline baktığımızda , insanların ahlakını yükseltmeye çalıştıklarını görürüz.
    Ve idrak ederiz ki her dininde kendine özgü ahlak kuralları vardır ve bir sistemde belirli esaslar çerçevesinde teşekkül ederler.Mensup olduğumuz dine baktığımızda esasların temeli de;

    menfaatsizlik,

    sonsuzluğa uzanma

    aşk ve

    samimiyet kapsar.

    İşte ruh arayışı bu dört unsur ile yükselmektedir. İslam Alemi’nde geri kalmasının en büyük etkenlerden birininde ruh ve ahlak düşüklüğü olduğunu pek iyi anlıyoruz diyebiliriz. Ki en az üç yüz yıllık hurafecilikte fikir esaretinden ve taassup kabusundan kurtulamayan İslam dünyası hala bu kabus ve esaretin tazyiki altında bulunmaya devam etmektedir.
    Ne yazık ki bunun yansıması,zamanımızın dini,kültür ve neşriyatı,hep eskilerin tekrarı,hikayesi,övülmesi ve tabullaştırılmasından ibarettir.

    DİN EĞİTİMİ…
    Daha doğrusu Din Adamı nasıl olmalı ( Kendime de pay biçtim alındım:)))…
    Üstad bu konuda oldukça hassas ve bir o kadar da düşünceli…
    Din Adamı,söz ile yazısı bir ve özellikle ahlaki ile halka örnek olmalıdır.
    Genç kalplerin iç yaralarna merhem olan, kin ile kibirden temizlenmiş bir eğitim neferi…
    Ayin,terennüm,teganni,temcit işlerinden uzak duran…
    Unutmayalım ki İslam’ın aslında ruhban sınıfı olmadığı gibi bir yüzü merasim ve teganni olan Din Adamları sınıfı da yoktur .

    DİN TERBİYESİ
    Din cehaletin değil,ilmin,hikmetin ve felsefenin konusudur.
    Din terbiyesi cahilane bir anlayış ile yapılacak bir eylem değildir.
    Din terbiyesi şahsiyet terbiyesidir.
    Çok bilgi,hikaye ve öğütler insanı dindar yapmaz.
    Ancak AŞK Terbiyesi ile verilir dini terbiye…
    ,ilmi, sanatı, ahlakı ve insanlığı severek ALLAH’a ulaşmaya kabiliyetli bir ruh övgüsüdür.

    İSLAM AHLAKI
    Ahlak,İslam dininin özü,esası hatta bizzat kendisidir.
    Bize düşen ise bu mantık anlayışına sahip olmaktır, kendimizde yaşamaktır.
    Akıl ve hikmet sözüyle Kur’an’ın en büyük en esaslı kavramı da Ahlaktır.
    Ebediyet’in mutlu bir yolcusu olabilmemiz için Ahlak-ı Aşk ile yaşamamız elzemdir.
    Ve diyoruz ki;
    alemde ahlaktan daha güzel,daha gerçek bir şey yoktur .

    Demem o ki;
    Sayfa 130 ‘a kadar inceleme yaptığımı vurgulamak istiyorum öncelikle.
    Niçin Mevlana ve tasavvuf konusu hakkında yazmadığım bahsine geçince…
    Bu konuda daha detaylı ve ilmi bir araştırma ile ki çok çetrefilli bir konu, ayrıyeten bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum…

    Hasılı;
    Kitaba dair o kadar yazacak cümle ve konu var ki en güzeli en kısa zamanda bu eseri okumam(n )ız derim.

    Var ise hatamız affola.. Dil sürçer kalem yanılabilir….

    Selam ve dua ile..!