Aslına bakarsanız, dünyaya gelişim odaklı zihniyetle geliyoruz. Bebeklik dönemini düşünün. Yürüyene kadar kaç kere denediniz, kaç kere düştünüz, kaç kere kalktınız? Düştüğünüzde utanmak bilmediniz. Defalarca denemeye devam ettiniz. Ta ki yürüyene kadar.
Sayfa 62 - Alfa Yayınları, 19-20. Basım: Mart 2021·Kitabı okuyor
Heidegger, meslektaşı Karl Jaspers'e yazdığı bir mektupta "Üniversitedeki profesörlerle vakit geçirmek gibi bir arzum asla yok…" der ve ekler: "Köylüler çok daha uyumlu, hatta daha ilgi çekici insanlar." Akademik felsefe, dar bir jargonun içine hapsolmuş, ego savaşlarının ve kıskançlıkların muharebe alanı hâline gelmiş kurak, çorak bir yerdir. Buradan iyi akademik tezler çıkabilir ama düşünce çıkmaz. Varlık arayışımıza ve düşünce yolculuğumuza rehberlik etmesi gereken temel sorular burada sorulmaz. Sorulsa bile bunların manası kavranmaz. Amaç fikir işçiliği, derin tefekkür ve düşüncenin asaletine sadakat değil, akademik ünvan almaktır. Ünvan peşinde koşanlar tefekkürün ne olduğunu kavrayamazlar.
Bir düşünce sardı hepsini...
Bir hatıra,
Bir hırs,
Bir kıskançlık,
Bir yanıltı,
Bir kardeşlik,
Bir yanlışlık,
Bir kin,
Bir ümid,
Bir şey...
İnsana ait.
Her çocuk gerekli olan ego gelişim sürecine ebeveynlerin, kardeşlerin, bakıcıların ve diğer önemli sevgi ve onay kaynaklarının yarattığı psikolojik atmosferde başlar. Topluma uyum sağlamak, gelişen bilincimizin düzenleyici ilkesi olarak hizmet etmek üzere bir ego (bir 'ben') yaratılmasını gerekli kılar. Ego gelişimi iyi olarak algılanan ve teşvik edilen ile özdeşleşirken, içimizde 'yanlış' veya 'kötü' olanı bastırmamıza bağlıdır. Bu, gelişen kişiliğe kaygıyı bertaraf etmek ve olumlu kabul kazanmak için stratejik bir avantaj sağlar. Biz dünyaya açılırken ego dış etkiler ve deneyimlerin etkisiyle değişime uğrar ve yaşamın ilk yarısı boyunca gelişmeye devam eder.
Göstermelik egoizm. — “Egoizmleriyle” ilgili ne düşünürse düşünsün, ne söylerse söylesin, yine de çoğu insan yaşamı boyunca kendi egosu için hiçbir şey yapmaz, aksine çevresindekilerin kafalarında kendi hakkında oluşmuş ve kendisine bildirilmiş aslı olmayan bir ego için yapar, — bunun sonucu olarak hepsi birlikte kişisel olmayan ve yarı kişisel düşüncelerin, sanki uydurma ve keyfi değer yargılarının sisi içinde yaşarlar, biri hep diğerinin kafasının içinde, ve bu kafa da diğer kafaların içinde: Gerçekçi görünmeyi bilen hayallerin harika dünyası! Bu fikirler ve alışkanlıklardan oluşan sis, etrafını sardığı insanlardan neredeyse bağımsız olarak gelişir ve yaşar; bu sisin içinde “insanlarla” ilgili genel yargıların olağanüstü etkisi vardır, — bütün bu kendilerine yabancı insanlar, yaşamayan soyut “insana”, yani bir kurguya inanırlar; bazı güç sahiplerinin (hükümdar ve filozoflar gibi) yargılarıyla bu soyutlamada yapılan her değişiklik, büyük çoğunluğu olağanüstü ölçüde ve mantık dışı bir biçimde etkiler, — bütün bunlar, çoğunluğu oluşturan bu bireylerin gerçek, kendisinin anlayabildiği ve kendisi tarafından oluşturulan bir egoyu genel geçer soluk kurmacanın karşısına çıkaramayıp, onu bu şekilde yok edememesinden kaynaklanır.