"Gereksiz olduğunu düşünmüyorum. Yanında kaldığım insanla geçirdiğim birkaç gün bile bu türün içindeki şiddeti ve ikiyüzlülüğü görmeme yetti."
"Evet, ama içlerinde iyilik de var. Hem de çok var."
"Hayır, ben iyilik görmüyorum. Koltuklarında oturup televizyonda ölü insanlar izliyor ve hiçbir şey hissetmiyorlar."
"Başta bana da öyle geliyordu ama..."
"Her gün arabayla elli kilometre yol gidiyor, sonra bir iki cam kavanozu geri dönüşüm kutusuna attılar diye kendilerini iyi hissediyorlar. Barıştan iyi bir şey gibi bahsedip sonra savaşı yüceltiyorlar. Öfkeye kapılıp karısını öldüren adamı aşağılıyor ama bomba atıp yüzlerce çocuğu öldüren kayıtsız askerlere tapınıyorlar."
(...)
"Tanrı'nın her zaman onların tarafında olduğuna inanıyorlar, bulundukları tarafın türün geri kalanıyla çatışma içinde olduğunu bile bile. Biyolojik açıdan başlarına gelen en önemli iki şeyle, çiftleşme ve ölümle uzlaşmanın yolunu bulamıyorlar. Paranın mutluluk getirmeyeceğini biliyormuş numarası yaptıkları hâlde her seferinde parayı seçiyorlar. Her fırsatta vasatlığı göklere çıkarıp başkalarının felaketlerini izlemeye bayılıyorlar. Yüz bin küsur kuşaktır bu gezegendeler ama hâlâ ne kim olduklarını, ne de nasıl yaşamaları gerektiğini biliyorlar. Hatta eskisine göre daha az biliyorlar bunları."
"Haklısın, ama sence de bu çelişkilerde güzel bir şey, gizemli bir şey yok mu?
"Hayır, yok. Bence insanların vahşi iradeleri dünyayı hâkimiyetleri altına alıp onu 'medenileştirmelerine' yardım etti ama artık gidecek bir yerleri kalmadı ve bu yüzden kendileriyle uğraşmaya başladılar. İnsanlık kendi ellerini yiyen bir canavar. Üstelik canavarı hâlâ görmüyorlar ya da görseler bile o canavarın içinde olduklarını, canavarın molekülleri olduklarını anlamıyorlar."