Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
'71'liler yenildiler… Yenilebileceklerini de hiçbir zaman unutmadılar. Emperyalizme karşı darağaçlarında, dağ başlarında, sokaklarda ölürlerken "Öldükleriyle Kalmayacakları"nı çok iyi biliyorlardı. Asıl küçük-burjuva maceracıları, askersel darbelerde çözüm arayanlar olmuşlardır. Onlar yaşamlarını sürdürüyorlar… Bir zamanlar radikal subayların darbe ideologluğunu yapmış olanlar bugün ilerici görünümlerini yitirmemeye çalışarak 12 EyIül'ü, "bir iç savaşı önlediği için" selamlamaktadırlar. "Özgür Tutsak" notlarımdaki 22 Kasım 1985 tarihli yazımı hiç değiştirmeden onlara ithaf ediyorum: "12 Mart 1971 generaller muhtırasının nasıl verildiğini, hangi generallerin, kurmay albayların haksızca emekli edildiğini, içlerinden hangilerinin Ziverbey köşkünde sorguya çekildiğini, tüm bu acımasız haksızlıklar üstüne günlerdir Cumhuriyet gazetesinde çarşaf çarşaf açıklamalar, tartışmalar yapan sayın yazar Uğur Mumcu, hava kuvvetleri kumandanı muhtıracı Orgeneral Muhsin Batur ve emekli general Celil Gürkan'a: Ben gidip görmedim, adını duydum ilk kez: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan 12 Mart muhtırasından sonra asılıp oraya gömüldüklerinde; mezarlığın adı Ankara Karşıyaka Mezarlığı. Görenler anlattılar, kendisiyle konuşan yakın bir tanıdığım anlattı: Dini bayramlarımızda halkımız önce sabahtan mezarlıkIara gider; ölmüş büyüklerini, tanıdıklarını, sevdiklerini ziyaret ederler. Bu yılın Şeker Bayramı'nın birinci günü, yani sizlerin 12 Mart Muhtırası'nı sözüm ona tartıştığınız günlerde, Ankaralılar ya da Ankara'nın Karşıyaka Mezarlığı'nda sevdiklerini gömmüş olanlar her zamanki gibi yine ellerinde çiçeklerle, ibriklerle, su testileriyle "can"larından aziz bildiklerini ziyarete geldiler. Yakınlarının, sevdiklerinin mezar başlarında dualarını ettikten, topraklarına sular
Sayfa 19 - 3. Baskıya Önsöz·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sarhoş Olun Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun... Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun; yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun; her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; "Saat kaç?" deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: "Sarhoş olma saatidir!" Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına!.. Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz...
Sayfa 80·Kitabı okudu
4 Ocak, 1943 (...) Bana gelince, savaştan yararlanmaktansa savaş sırasında ölmeyi yeğ tutarım. Çağrıldığım zaman orduya katılacağım ve hiç bir şekilde karşı koymayacağım. Ve tabii ki yine de savaşı atlatmayı umud ediyorum. Fakat fırsatçı olmaktansa kurban olmayı yeğlerim. Belki asılsız ama savaşı desteklediğimi söylüyorum; bu tür o!ayları kişisel ahlâk ve kişisel isteklerimizle bağlantılı düşünürüz, oysa kesinlikle böyle değildir. Tanrı gerçekten varsa, evet, Tanrı gerçekten vardır demek buna eş değerde bir deyiş olabilir. Biz varlığını tanısak da tanımasak da var olacaktır. Fakat onların ve bizim imparatorluklarımız arasında olduğu gibi gerçek bir seçim olanağı bulunabilseydi ben yine de bizimkini yeğ tutardım. Şıklar, özellikle istenilen şıklar sadece hayal ürünüdür. Evet, ateş edeceğim, hayatlar söndüreceğim. Aynı şekilde bana da ateş edilecek ve belki benim hayatım alınacak. Yarı kesin nedenler yüzünden kesinlikle kan dökülecek. Her savaşta olduğu gibi. Nedense kendime karşı bunun yanlış olduğunu kabullenemiyorum.
Sayfa 80·Kitabı okudu
4 Ocak, 1943 Dayanıksız, ölümlü, her şeye karşı duyarlı görünmemize karşın kan dökme ve kıyıma kendimizi kolaylıkla alıştırmışızdır. Hepimiz bir akım peşinde, bu kıyıma göz yuman kişileriz ve yine de kurbanlara pek az acırız. Bu savaşla birlikte gelmiş değildir, savaş hiç başlamamışken biz zaten buyduk. Ne var ki, şimdi daha belirgin. Gözümüzün önünde göçüp giden insanlara kılımız bile kıpırdamaz. Bizim için acı çekmiş bile olsalar, kurban onlar değil biz bile olsak. Bize hükmedildiği düşüncesi hoşuma gitmiyor. Bunu düşünmek bile hoşuma gitmiyor. Kolay değil, güvenli değil. En incelikle açıklanışı, duygu ve hayal gücümüzün yetersizliği anlamındadır. Eski Joseph, yaşamın geçiciliği karşısında ağlanıp sızlanmaya karşıydı. Kişinin en iyi niyetiyle yara berelerinin payına düşenini kabullenmek zorunda olduğuna üzüldüğünü söylerdi. Yara bereler! Ne denli bir safiyetti bu! Evet. İnce ruhlu, şefkatli görünen kişilerin bile bundan kaçış için bir umutları olamıyacağının bilincine varmıştı. Ve bu da yeterince alçak gönüllülüktü. Fakat yine de biz insanlar yok olma konusunda kaygılanırız; Ev kedileri serumlarla kurtarılmak üzere yüzlerce kilometre yola götürülür, ve Arkansas'da komşuları aylarca, gece gündüz doksan yaşındaki hasta bir adamı ölümden kurtarmak için başında bekler.
Sayfa 79·Kitabı okudu
4 Şubat 2001 İlker'le akşamüstü yeniden konuştum. Gece söyledikleri üzerine bir daha düşündüğünü, filmden vazgeçmemem gerektiğini söyledi. Çünkü her iki proje de farklı şeyleri anlatıyordu. Önermeleri farklıydı. Hepsinden önce, duygu farkı vardı. Farklı düzlemlerde yaşıyordu. Akşam Şerif'e anlatacağım. Şerif'le sinemada buluşacağız ve Balalayka'yı seyredeceğiz. Mehmet de gelecek. Şerif'e olanları anlattım. Sessizce dinledi. Hiçbir şey söylemedi. Benim bu öyküyü Yılmaz Erdoğan'dan arakladığımı düşünüyor, iyi biliyorum, her ne kadar konuşmasa da... Böyle düşünmekten zevk aldığını bile biliyorum. Balalayka birinci bölümde harikaydı. Rus kızları inanılmaz güzeller, inanılmaz iyi oynuyorlar. Hele kızların ikisinin ağız yapıları ne kadar harikaydı ve ağızlarını ne iyi kullanıyorlardı. Bence ağız, insan yüzünde gözlerden çok daha fazla ifade gücüne sahip. Film, ikinci bölümde birinci bölümdeki dramatik çizgiyi sürdürebilseymiş, inanılmaz olabilirmiş. Final zorlama gibi duruyordu. İdris'le konuştum sinemadan sonra. Kuzey Masalı'ndaki pencereye üşüşen civcivleri, sıvadaki zikzak şeklindeki çatlağın kendiliğinden dökülmesini vs. kastederek, "Bu filmler mutlaka çekilmeli baba" dedi. Onun bu sözü bana güç veriyor. Filmi çekeceğim. Benzerlikler, vazgeçmem için bir neden olmamalı. Filmi çekme arzumun, o kadar güçlü olmadığı anlamına gelir bu. Yüreğime yeterince inanmadığım anlamına gelir. İnanıyorsam, kimseyi iplemeyip filmi çekmenin yolunu aramalıyım. Yani, gene para peşine düşmeliyim. Allah'ım, ne olur yardım et bana. (...)
Sayfa 84 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu