Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli DervişYazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet ÇelikBehçet Çelik
10/10
·680 syf.··
Beğendi
·
2023 12. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2023 00:36
Huzursuzluğun Kitabı’nı okurken huzursuz olsaydım şaşırmazdım, tersine içime huzur doldu ama gene şaşırmadım; tabi tamamen kişisel bir durum: Kendim gibi birine rastlamanın, bir ölçüde tabir caizse kendini okumanın huzuru belki de bu. Elbette herkesin kendisi kendine… Yazarın tuttuğu aynada, kendinizi yer yer zaman zaman, sıkça, belirsiz, bulanık ya da çok net görebildiğiniz oranda değişecektir bu anlatıyla olan bağınız. Görebildiğiniz kendinizle bu anlatıyı: tekdüze ve yavan bulabilir, abartıldığını düşünebilir, ergen sıkıntısına muâdil bulabilirsiniz. Bu alıntıyı okuyup: “Bütün yazdıklarımı ağır ağır, sakin kafayla, parça parça yeniden okuyorum. Ve görüyorum ki hepsi boş, hiç yazmasam daha iyiymiş. İster cümleler, isterse imparatorluklar olsun, vücuda getirilmiş olan ne varsa, sırf vücuda getirilmiş oldukları için, fani olduklarını gayet iyi bildiğimiz gerçek şeylerin en kötü tarafını alırlar.” (Olaysız Bir Özyaşam Öyküsü, 169 H.K. Başlangıç metni, s. 226) evet, hiç yazmasa iyi olurmuş diyebilirsiniz. Bu kadar sayfa boş bir şeyi yazmanın da ayrı bir beceri olduğunu düşünebilirsiniz. Hatta bir günlük tutup, can sıkkınlığımı, gönül darlığımı, tasalarımı, bunalımlarımı biraz tumturaklı bir dille yazarsam işte size Huzursuzluğun Kitabı diyerek, anlatının çok da büyütülmemesi gerektiğini, herkesin böyle şeyler yazabileceğini de iddia edebilirsiniz. “Anlaşılmaktan daima, tiksinti içinde kaçınmışımdır. Anlaşılmak, kendini satmak demek. Olmadığım gibi görünmeyi, gayet insani bir şekilde, kibarca, doğal olarak görmezden gelinmeyi cidden tercih ederim.” (Olaysız Bir Özyaşam Öyküsü, 128 H.K. Başlangıç metni, 27 Temmuz 1930, s. 179) Ya da bu bir başyapıt dersiniz, başucumda dursun, döne döne okurum gene zaman zaman, usanmadan. Bütün bunlar aynada
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2023 7. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2023 05:58
Çalıştığımız vakitlerdi, okuldan eve geldiğimizde Trt’de tesadüfen tarihî bir Kore dizisi seyretmeye başladık, İmparatoriçe Ki, kafamızı dağıtıyor, bütün derslerin yorgunluğunu alıp götürüyordu. Sinemada Koreli yönetmen Kim Ki Duk’un filmlerine önceden bir âşinalık vardı ancak Kore’ye ilgimin çoğalmasının başlangıcı bu diziyle oldu. Filmlerdeki ufak tefek kusurları ciddiye alıp, saçma deyip burun kıvırdığımız yaşları geçtiğimizden ve artık kusursuz bir şey aramadığımızdan olsa gerek, sonraları, bilhassa salgın kapanmalarında internette ya da üzerinden yayın yapan platformlarda bize hitap eden Kore film ve dizileri (dizide My Mister listemde 1. sırada) adeta bir hazineye dönüştü bizim için. Bir şeyler var Kore yapımlarında, tarihî olsun olmasın, en azından bizim kalbimize, ruhumuza dokunan bir sıcaklık; hiç kuşkusuz bir yanıyla öznel olan öte yandan da evrensel bir duygudaşlık hâli yani, kültür farkı ya da benzerliğinin etkisi de bir yere kadar, eninde sonunda bütün yollar insana çıkıyor. Kore dilini öğrenmeye heveslenmenin ardından sıra Kore edebiyatını araştırmaya gelmişti ve karşıma çıkan Han Kang oldu. Bir eserin ödül alması ölçü değil (ödülsüz ama benden ödüllü nice başyapıt var kenarda kıyıda) fakat ilk okuduğum Han Kang kitabı 2016 Uluslararası Man Booker Ödülü almış olan Vejetaryen oldu, beğendim, benden ödüllüler listesine de girdi. İnsanı, Salâh Birsel’den hatırladığım tabirle şallak mallak eden bir eser. Hatta bir Ekşi sözlük yazarının kitabı, kitaplığına ulaşabilen kimse okuyamasın diye paramparça edip geri dönüştürülüp başka bir kitap olması için attığını da okumuş, pek de şaşırmamıştım, öznel bu işler ne de olsa. Sırada yazarın diğer kitabı Çocuk Geliyor vardı ama o epeyce bir zaman okunmayı bekledi. Neden? Çünkü, 18 Mayıs 1980 tarihinde Kore,
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,117 okunma
10/10
·552 syf.··
Beğendi
·
2021 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2021 23:12
Kitabın isminin sadece “Kemal Tahir Yaşamı ve Yapıtları” olması yeterli olabilirmiş. Ancak, yazarın Kemal Tahir’e olan yakınlığına bağlı olarak, vefâtıyla beraber hakkında muhtelif değerlendirmelerin gündemde olması ve belki de yapılan olumsuz eleştirilerden dolayı, kitabın da ölümünden neredeyse hemen (bir yıl) sonra yayınlanıyor olmasına binâen adı, sanki biraz da meydan okurcasına “Batı Aldatmacılığı ve Putlara Karşı Kemal Tahir” olmuş. Alt başlığı ise kitabın içeriğini özetliyor: Yaşamı - Kişiliği - Hikâye Romanlarından Özetler ve Antolojik Kesitler - Dil Tarih Sanat’a Etkileri - Yapıtları Üzerine Sürdürülen Tartışmalar – Anılar. Vefâtından sonra yayımlanan kitaplarından söz edilmiyor çünkü henüz basımı yapılmamış onların; Göl İnsanları’yla başlayıp Yol Ayrımı ile sona eren, yalnızca sağlığında yayımlanmış eserlerini temel alıyor doğal olarak. İlgilenenler veya benim gibi eserleri ve hakkında yazılmış, türü ne olursa olsun, ne bulursa okumaya hazır olanlar için, Kemal Tahir ve eserlerini daha iyi tanıyabilmek, anlayabilmek bakımından belgesel yanıyla birlikte, tamamlayıcı, dolu dolu bir inceleme kitabı denebilir: “Düşünür Kemal Tahir; İki Batı, Sol Bölünmeler Üstüne Konuşma, Teori ve Teorisizlik Üzerine Düşünceleri. Araştırmacı, Toplum Savaşçısı, Dil Ustası, Romancı Kemal Tahir. Kemal Tahir’in Yapıtları; Hikâyeleri, Romanları, Kemal Tahir’in Yaşamı, Anılar.” “Kemal Tahir'in yalın gerçekçiliği bilimsel, tarihsel ve toplumsal köklü incelemelere, temel araştırmalara, karşılaştırmalara dayanır. Bu nedenle o; (Kızılelma ütopyacılığı)na da; (Ümmetçilik varsayımı)na da; batı uygarlığının kaynağını Anadolu potasından çıkartmıya ve böylece bizi göbeğimizden batıya bağlamıya yeltenenlere de; (Batılaşma) batağında debelenen toplumumuzu tüm kişiliğinden ayırıp, yukarıdan
Batı Aldatmacılığı ve Putlara Karşı Kemal TahirM. Hulusi Dosdoğru · Tel Yayınları · 19745 okunma
10/10
·321 syf.··
Beğendi
·
2015 3. kitabı
·
62 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2015 00:00
Adnan Azar’ın şiiriyle, uzun zaman önce, bir edebiyat arşiv sitesinde rastladığım, eXpress Dergisi’nden alıntılanmış “Şiir ile Ankara” (*) da Haydar Ergülen’in aşağıdaki sözleriyle tanıştım: Adnan Azar, ilk şiir kitaplarımız birlikte çıkmıştı, çok sevinmiştik, nerdeyse koşarak İstanbul'dan Ankara'ya gidebilirdik, o gitti, ben kaldım, bakın eğer hâlâ bilmiyorsanız, size Adnan Azar'dan çok güzel bir şiir armağan ediyorum, adı “Okuntu”, “Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız (...) Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz, susarız." Sonrası, Avare Çalı ve UzaKTan, tanıtımdaki güzel ifadeyle: Adnan Azar şiirinin "nihâî baskısı” ile bütün şiirlerini okuma olanağına ulaştım. Kitap iki bölüme ayrılmış: İlki, ölümünden kısa bir süre önce tamamladığı aynı isimli yayına hazır dosyasındaki son şiirlerinin yer aldığı “Avare Çalı.” Avare Çalı için dipnot düşmüş Adnan Azar: ‘avare çalı’ya Andrey Platonov’un ‘Can’ romanında rastladım: “Peretaki-pole diye bilinen pütürüklü avare bir çalı, rüzgârın yardımına gereksinme duymadan yürüyor, tozlara bulana bulana geçip gidiyordu önünden yuvarlanarak.” İkinci bölüm “UzaKTan” da ise yayımlanmış kitaplarındaki şiirleri var. Adnan Azar’ın şiir dilini sevdim. İçlerindeki sessizlik, uğultu, yalnızlık ve ille de hüzün… Kim bilir, belki yaşarken öne çıkarmadığı şairliğine koşut sessizce bir kenarda okunmayı beklemeleri, çok tanınır olmamalarını da ayrıca seviyor olabilirim. “Adnan’ın edebiyat terbiyesini, aslında müktebesatına sinema, hatta resim sevgisini de katacak olursak, sanat görgüsünü anlamak
Avare Çalı ve UzaKTanA. Adnan Azar · Yapı Kredi Yayınları · 201412 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2021 02:17
Arkadaşımın Evi Nerede? (1987) ile başlayan Abbas KiyarüstemiAbbas Kiyarüstemi sineması ilgi ve sevgisi Albert Einstein’ın ait olduğu bilinen “Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.” sözünü hatırlatır bana. İran sinemasıyla ilgili önyargım bu şiir gibi filmle ortadan kalkmıştı. Sir Ken Robinson bir konuşmasında insanların pek çok ayrıntısını unuturuz, ama onların bizde yarattığı duyguyu unutmayız, demişti. Beni çok etkilemişti bu cümle, doğruydu, güzel filmler de böyleydi. Bazen pek çok ayrıntısı silinip gider hafızamızın kumlarından ama o filmin bizde yarattığı duyguyu unutmayız. Demek ki duygularımız, yani en ilkel ama zamana karşı en direngen yanımız; fikirleri, kavramları, renkleri, sözcükleri, şekilleri geride bırakacak kadar güçlü. Tepedeki Yalnız Ağaç, Makbule Aras Eivazi, 8 Haziran 2020 (s.5) 1979 Yılındaki devrimden sonra, İran’ı terk etmemesinin, sinemasının güzelliğindeki belki de en önemli unsur olduğu şu sözlerinden anlaşılıyor: “Bir ağacı kök saldığı yerden ayırıp başka bir yere taşırsanız, ağaç meyve vermez olur. Verse de, kendi yerindeyken vereceği meyve kadar güzel olmaz. Bu, doğanın kanunudur. Bence, ülkemi terk etmiş olsaydım, aynen o ağaç gibi olurdum.” Sinemasıyla şiirleri arasındaki ilişkiye dair bir yerde şunları söyler Kiyarüstemi: "Şiir, benim için çok önemlidir. Zihnimde oluşan görüntüler çok basit olabilirler, mesela birinin kâğıt bardakta şarap içmesi, ıslanmış kibrit kutusunun metruk bir evin duvarına dayalı durması veya evimin bahçesinin bir köşesinde, ayağı kırılmış bir sehpa. Bazı fikirler de biraz karmaşık olurlar, mesela ayağı kırılmış bir tayın sisli bir yoldan geçmesi, karla kaplı bir mezarlıkta görünen sadece üç mezar taşı, bir manga askerin gece ay ışığında karargâhlarına dönmeleri, bir
Pusuda Bir KurtAbbas Kiyarüstemi · Simurg Art Yayınları · 202085 okunma