Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
Ama bana sorarsanız en zoru sabahlardı. Dünya'da sabahlar gerçekten çetin geçiyordu. Uyumadan önceki hâlinize göre daha yorgun uyanıyordunuz. Sırtınız ağrıyordu. Boynunuz ağrıyordu. Göğsünüz faniliğin getirdiği kaygıdan sıkışıyordu. Bunlar yetmezmiş gibi, güne başlamadan önce yapmanız gereken bir sürü şey vardı. Ama asıl sıkıntı "şık ve bakımlı" görünmek için yapmanız gerekenlerdi. İnsanlar uyanınca genellikle şunları yaparlar: Yataktan kalkar, iç geçirir, gerinir, tuvalete gider, duşa girer, saçlarını şampuanlar, kremler, yüzünü yıkar, tıraş olur, deodorant sürer, dişlerini fırçalar (hem de florürle!), saçlarını kurutur, tarar, yüz kremi sürer, makyaj yapar, aynada kendini kontrol eder, havaya ve duruma göre kıyafet seçer, o kıyafetleri giyer, aynada kendini bir daha kontrol eder ve bunların hepsini kahvaltıdan önce hallederler. Yataktan çıkabilmeleri bile mucize böyle düşününce. Ama hepsini yapıyorlar, tekrar tekrar, binlerce kez. Hem de kendi kendilerine, teknolojinin yardımı olmadan. Diş fırçalarında ve saç kurutma makinelerinde işin içine elektrik giriyor gerçi, ama o kadar. Ve bütün bu çaba ter kokularını, ağız kokularını, kıllarını, utançlarını azaltmak için yalnızca.
Sayfa 225 - İkinci Bölüm, Bir mücevher tuttum parmaklarımla, Hayatın ritmi·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsanların kendilerini gerçekleştirememelerinin sebebi zaman değil hayal gücü eksikliğiydi. İşlerini gören bir gün bulmuş ve o düzene sımsıkı yapışmışlardı; en azından pazartesiyle cumartesi arası aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlardı. Bu düzen onlara iyi gelmese bile, ki çoğunlukla gelmiyordu, değiştirmeyi akıllarından geçirmiyorlardı. Sonra cumartesi ve pazar günleri azıcık değişik bir şey yapıp azıcık eğleniyorlardı. Sunmak istediğim ilk teklif günleri değiştirmekti. Mesela haftayı beş eğlenceli, iki eğlencesiz gün şeklinde yeniden düzenleyebilir ve bu şekilde, ki matematiğime güvenebilirsiniz, daha çok eğlenebilirlerdi. Aslında mevcut hâliyle eğlenceli günlerinin sayısı iki bile değildi. Eğlenmek için sadece cumartesileri vardı; pazar günleri pazartesiye fazla yakın oldukları için çok sevilmiyordu, pazartesiler haftanın güneş sistemindeki dev kütle çekimli çökmüş yıldızlardı sanki. Kısacası yedi insan gününden yalnızca bir tanesi bir şeye benziyordu. Diğer altısı pek iyi değildi, zaten beşi aşağı yukarı birbirinin aynısıydı.
Sayfa 224 - İkinci Bölüm, Bir mücevher tuttum parmaklarımla, Hayatın ritmi·Kitabı okudu
Yaptıkları şeylere biraz olsun çeşitlilik katmayı denemeleri gerektiğine inanıyordum. Koca insan türünün bir şey yapmadıklarında öne sürdükleri temel bahane zamanlarının olmamasıydı. Aslında zamanları olduğunu anladığınız ana kadar gayet makul bir gerekçe gibi geliyordu bu kulağa. Tamam, sonsuzluk yoktu önlerinde, ama yarın vardı. Ve ertesi gün. Ve ondan sonraki gün. Son güne gelinceye dek otuz bin kez "ondan sonraki gün" yazabilirim insanların elindeki zamanın çokluğunu göstermek için.
Sayfa 224 - İkinci Bölüm, Bir mücevher tuttum parmaklarımla, Hayatın ritmi·Kitabı okudu
Bu hayatla başa çıkabilecek miydim? Eskiden egzotik gelen şeyler şimdi, her şey bir ritme oturunca, tekdüzeleşmeye başlamıştı. Tipik insan ritmiydi bu: Duş al, kahvaltı et, internete bak, çalış, öğle yemeği ye, çalış, akşam yemeği ye, konuş, televizyon izle, kitap oku, yat, uyuyor numarası yap, sonra da uyu. Yalnızca tek bir gün bilen bir türe ait olarak bu ritim işi başta heyecanlandırmıştı beni. Ama şimdi ölene dek burada tıkılı kaldığımı bildiğimden insanların hayal gücü eksikliğine kızmaya başlamıştım. Yaptıkları şeylere biraz olsun çeşitlilik katmayı denemeleri gerektiğine inanıyordum. Koca insan türünün bir şey yapmadıklarında öne sürdükleri temel bahane zamanlarının olmamasıydı. Aslında zamanları olduğunu anladığınız ana kadar gayet makul bir gerekçe gibi geliyordu bu kulağa. Tamam, sonsuzluk yoktu önlerinde, ama yarın vardı. Ve ertesi gün. Ve ondan sonraki gün. Son güne gelinceye dek otuz bin kez "ondan sonraki gün" yazabilirim insanların elindeki zamanın çokluğunu göstermek için.
Sayfa 224 - İkinci Bölüm, Bir mücevher tuttum parmaklarımla, Hayatın ritmi·Kitabı okudu
İnsan olmanın olayı aşk aslında, ama bunu anlamıyorlar. Anlasalar aşk yok olurdu. Tek bildiğim aşkın korkutucu olduğu. İnsanlar da deli gibi korkuyor zaten, televizyondaki yarışma programları bu yüzden var. Kafaları dağılsın, aşktan başka şeyler düşünsünler diye. Aşk korkunç çünkü sizi müthiş bir güçle içine çekiyor, dışarıdan küçücük görünen, ama içeride mantığınızı alıp götüren dev kütleli bir karadelik gibi. Kendinizi kaybediyorsunuz, benim kaybettiğim gibi, felaketlerin en güzeli, yok oluşların en ateşlisi. Aşk aptalca şeyler yaptırıyor size, aklınıza meydan okuyor durmadan. Huzuru değil acıyı, sonsuzluğu değil faniliği, evinizi değil bu tuhaf gezegeni seçiyorsunuz.
Sayfa 223 - İkinci Bölüm, Bir mücevher tuttum parmaklarımla, Hayatın ritmi·Kitabı okudu