Ama bana sorarsanız en zoru sabahlardı.
Dünya'da sabahlar gerçekten çetin geçiyordu. Uyumadan önceki hâlinize göre daha yorgun uyanıyordunuz. Sırtınız ağrıyordu. Boynunuz ağrıyordu. Göğsünüz faniliğin getirdiği kaygıdan sıkışıyordu. Bunlar yetmezmiş gibi, güne başlamadan önce yapmanız gereken bir sürü şey vardı. Ama asıl sıkıntı "şık ve bakımlı" görünmek için yapmanız gerekenlerdi.
İnsanlar uyanınca genellikle şunları yaparlar: Yataktan kalkar, iç geçirir, gerinir, tuvalete gider, duşa girer, saçlarını şampuanlar, kremler, yüzünü yıkar, tıraş olur, deodorant sürer, dişlerini fırçalar (hem de florürle!), saçlarını kurutur, tarar, yüz kremi sürer, makyaj yapar, aynada kendini kontrol eder, havaya ve duruma göre kıyafet seçer, o kıyafetleri giyer, aynada kendini bir daha kontrol eder ve bunların hepsini kahvaltıdan önce hallederler. Yataktan çıkabilmeleri bile mucize böyle düşününce. Ama hepsini yapıyorlar, tekrar tekrar, binlerce kez. Hem de kendi kendilerine, teknolojinin yardımı olmadan. Diş fırçalarında ve saç kurutma makinelerinde işin içine elektrik giriyor gerçi, ama o kadar. Ve bütün bu çaba ter kokularını, ağız kokularını, kıllarını, utançlarını azaltmak için yalnızca.