"Bence fizik bize güneş sisteminin dışında üzerinde yaşam olan bir gezegen olduğunu söylüyor zaten. Ama ne aradığımızı ya da aradığımız şeyin ne tür formlar alabileceğini bildiğimizi sanmıyorum. Gerçi bunu bu yüzyılda keşfedeceğiz bence. Gerçi insanların çoğu keşfetmek istemiyor. İstiyor gibi görünenler bile aslında istemiyorlar."
"İstemiyorlar mı? Niye?"
(...)
"Çünkü bu fikir insanları rahatsız ediyor. Bu yüzden de şakaya vuruyorlar işi. Dünyanın en parlak fizikçileri tekrar tekrar, bir fizikçinin elinden gelebilecek en yalın şekilde, uzayda hayat olmak zorunda olduğunu söylüyorlar. Ama kalın kafalı insanlar, burçlara düşkün olanlar, ataları öküz bokunda kehanet arayanlar, hem onlar hem de kafasının çalıştığını düşündüğün insanlar uzaylıların açıkça uydurma olduğunu savunuyorlar, çünkü Dünyalar Savaşı ve Üçüncü Türden Yakınlaşmalar uydurmaydı ve hepsi bunlara bayılsa da, kafalarında uzaylıların sadece böyle kurgularda olabileceğine dair bir önyargı geliştirdiler. Çünkü uzaylıların gerçek olduğuna inanırsan, geçmişte hiç rağbet görmeyen bilimsel keşiflerin söylediği şeyi söylemiş olursun."
"Neymiş o?"
"İnsanların evrenin merkezinde olmadığını. Biliyorsun, dünyanın güneşin etrafında dönmesi 1500'lerde müthiş komik bir şaka gibi gelmişti herkese. Ama Kopernik komedyen değildi, hatta Rönesans'ta ondan daha az komik bir adam yoktu. Raffaello bile onun yanında Richard Pryor gibi kalırdı. Ama herif doğruyu söylüyordu. Dünya güneşin etrafında dönüyor. Yazdıklarını kendisi öldükten sonra yayımlatmayı akıl etmişti tabii. Galileo uğraşsın dursundu artık."
"Evet," dedim. "Doğru."
(...)
"Ha, bir de üstüne hayvanların sinir sistemi çıktı," diye devam etti Ari kahve yudumlarının arasında. "Hayvanlar acıyı hissedebiliyorlardı. Bundan da rahatsız olanlar oldu. Bazı insanlar hâlâ