Gerçekten ihtiyaç duyduğumuz şey, hayata yönelik tutumumuzun değişmesidir. Kendimizin de bunu öğrenmesi ve dahası umutsuz insanlara hayattan ne beklediğimizin önemi olmadığını, önemli olanın hayatın bizden ne beklediği olduğunu öğretmemiz gerekir. Hayatın anlamını sorup durmak yerine, kendimizi her gün ve her saat yaşam tarafından sınanan insanlar olarak düşünmemiz gerekir. Cevabımız sözle ve meditasyonla değil, doğru eylem ve doğru tavırla olmalıdır. Hayat, nihai olarak sorunlara yönelik doğru cevaplar bulmak ve her bireyin sürekli karşısına çıkardığı görevleri tamamlamaktır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanın zihinsel durumu (cesareti ve umudu veya bunların yokluğu) ile bağışıklığı arasında ne kadar sıkı bir bağ olduğunu bilenler, ani umut ve cesaret kaybının ölümcül bir etkisi olabileceğini kavrayabilirler.
Geleceğe (geleceğine) yönelik inancını yitirmiş bir tutsak mahvolmuştur. Geleceğe inancını yitirdiği için mânevî dayanaklarını da yitirmiş ve kendisini çöküşe bırakarak zihinsel ve fiziksel çürümenin nesnesi olmuştur.
Kedisi kaybolan bir çocuk, tutuyor elimizden ve dolaştırıyor bizi yaşadığı şehrin sokaklarında. Beraber arıyoruz merak ve endişe içinde kediyi. Büyük şehirler yetişkinleri bile çiğneyip bir kenara tükürürken kaybolan bu küçüğün bir şansı var mıdır ki dışarıda? Neyse ki elimizden tutup bizi dolaştıran öbür küçüğümüzün kendi tecrübelerinden yola çıkarak verdiği tavsiyeler de bize eşlik ediyor bu yolculukta.
Neredeyse sessiz bir kitaptı ve çizimleri çok güzeldi. Gürültüsünden fenalıklar geçirten büyük şehirlerin kalabalığını, trafiğini, beton yığınlarını ve bu şehirlerde çocuk olmanın zorluklarını sessiz sedasız bir şekilde çok güzel anlatmış Sydney Smith. Kar temasıyla huzur verirken sonuyla hüzünlendiren bir kitap oldu. Kedisi olan sevdiklerinizi ağlatmak için birebir bir kitap, harika.
Ayrıca ilk sayfalarda çocuk otobüsten inip "Bir şehirde küçük olmak ne demek, iyi bilirim. İnsanlar görmez seni..." diye girizgâh yapınca aklıma Öyle Bir Geçer Zaman ki'deki Osman'ın şu sözleri geldi:
"Ben, masal gibiydim; bi' vardıım bi' yoktum. Çünkü çocuktum. Büyükler beni görmek isterlerse var olurdum, görmek istemezlerse yok. Ama yanılıyorlardı. Ben hep vardım."
Esasında kitapla pek alakalı değil, hatta bu repliğin, kitap için fazla dramatik kaçtığının da farkındayım ama zaten kitaba aklımda bu sözlerle devam ettiğim için dünyanın en mutlu sonu olsaydı bile ben gölgelerde yaşamaya mecbur bırakılan çocuklara üzülmeye devam edecektim galiba...