Bu ülkeyi sevmek, o ata tohumu örneğindeki gibi, köklerimizde olan güzellikleri sahiplenmekten ve geri getirmekten geçiyor.Tarımın uluslararası kapitalizmin uzantısı olup dejenerasyona uğraması göz yummamalıyız mesela. Bu tavır her anlamda kırmızı çizgimiz olmalı.
Yalnız başına kalmayı başarıp bu durumdan keyif alan insanlar, başkalarıyla olmayı kendilerinden kurtulmanın bir yolu olarak görmedikleri için, başkalarıyla olmanın değerini de daha iyi biliyorlar.
Mevcut durumda kendimizi hep yanlış anlıyor, başka insanlarıysa nadiren anlayabiliyorduk. Deneyim denilen şeyin ahlaki bir değeri yoktu. Deneyim, insanların yanlışlarına verdikleri isimdi. Ahlakçılar kural olarak, deneyimi bir tür uyarı biçimi olarak görmüş, karakterin şekillenmesinde etik açıdan faydalı olduğunu öne sürmüş ve onu bize neyi yapıp neyi yapmayacağımızı gösteren bir şey olarak yüceltmişlerdi. Fakat deneyimin harekete geçirme gibi bir gücü yoktur. Rolü neredeyse vicdanınki kadar azdır. Deneyimin bize gösterdiği tek şey şudur; geçmişimiz neyse geleceğimiz de o olacaktır ve geçmişte tiksinerek işlediğimiz günahları gelecekte defalarca, hem de mutluluk duyarak işleyeceğiz.
Corelli'nin Mandolini filmini çok severim, orada da Dr. Yannis çok güzel bir şey söyler: "Aşk, aşık olmak bittikten sonra geri kalandır."
Bu önemli bir tespit ve benim söylediğimi de destekliyor. Aşk, saygıyla harmanlanmış büyük bir sevgidir aslında.