Birtakım mekteplerimiz var; birçok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız? Çocuklarımızı muayene yaşlara kadar okutmayı âdet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak… O zaman ne olacak? Kriz…
Alıntı
"Düsünmekle söylemek arasinda özde pek fark yoktur. Bir söz, dogdugu anda zaten vardir. Eksik olan yalnizca bedenidir.”
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir gün insanların pek çok konuştuklarına dikkat etmiştim. Iki kişi ille de konuşmadan olamazlar mı, diye düşünmüştüm. Çünkü konuşmak, o iki kişi arasında eksik olan bir şeyin yerine geçiyordu sanki. İnsanlar konuşarak, yalnızlıklarını ya da iki ayrı kişi olma durumlarını ortadan kaldırdıklarını sanıyorlardı. Konuşma gereğini duymadan iki kişi bir arada olabilse, derdim. Bunu isterdim.
Sayfa 94·Kitabı okudu
- Sizce hayatınızda eksik olan nedir? Yıllar öncesinde içinizde uhde kalan ya da hedeflediğiniz bir şeye ulaşamamış olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Sayfa 119·Kitabı okudu
“Söz konusu olan önemsiz küçük sevinçler ve tozlu sıcakta bir bardak suyu mideye indirmek gibi küçük zevkler değil. Söz konusu olan insanın yapmayı ve yaşamayı istediği şeyler, çünkü ancak onlar insanın kendi hayatını, o çok özel hayatı bütünleştirebilirler, çünkü onlar olmadan hayat eksik kalır, tamamlanmamış bir yapıt ve sıradan bir parçadır.”
Alıntı
Bugünün çalışması yarının hızını arttırabilmelidir. Çok hareketli, meselelerle dolu bir coğrafyada yaşıyoruz; dünya her an sıkı bir birliğe gidiyor; buhran, buhran üstüne geliyor. Vakıa bugün nisbi bir rahat içindeyiz. Orta Avrupa'ya iktisaden kendimizi bağ­lamışız; klering hesabıyla, şununla, bununla geçinip gidiyoruz. Fa­kat bu muvazaa yıkılabilir, o zaman ne yapacağız? .. Fakat asıl me­sele bu değil, asıl mesele toprağı ve insanı hayatımıza sokamamak­ta. Kırk üç bin köyümüz var; birkaç yüz kasabamız var. İzmit'ten öteye Anadolu'ya açılın; Hadımköy'den öteye Trakya'ya gidin. Birkaç kombinenin dışında hep eski şartların devamını görürsünüz. Coğrafya yer yer esniyor. Sıkı bir nüfus siyasetine, sıkı bir İstİhsal siyasetine başlamamız lazım. Öğretme ve yetiştirme işleri için de aynı zaruretlerle karşı karşıyayız. Birtakım mekteplerimiz var; bir­ çok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız? Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak... O za­man ne olacak? Kriz...Halbuki maarifi istihsalin yardımcısı yapa­biliriz ve dahili eşanjı arttırabiliririz. Bütün mesele burada. Dahili piyasayı genişletmekte. Yarı zirai, yarı sınai bir iş hayatı temin ede­biliriz. O kadar husus! İstİhsal kaynaklarımız var ki...İşte İstanbul. Daha dün bir yüksek müstehlikler şehriydi. Bütün yakın şark bura­ya akardı. O kadar ki, otuz senede bir şehir yanar ve köşkleri, ko­nakları, yalılarıyla, çarşılarıyla, pazarlarıyla adeta yeni baştan, ya­pılırdı. Yanya'nın çiftliği, Yenice'nin tütünü, Mısır'ın pamuğu, hu­lasa İslam dünyasının yarısının istihsali bu şehirde harcanırdı. Şim­di
Sayfa 248·Kitabı okuyor
Alıntı