"Anadolu maya'sı", "Türkistan'dan gelen kelam" dır.
"Anadolu maya'sında insan", "gönlü'ne, Türkistan'dan 'gelen' kelam'ın çalındığı ferdi birey" dir.
"Türkistan'dan 'gelen' kelam"ın "asli kaynağı", "Kadim ve Hatem"dir.
"Kadim ve Hatem" olan "Kelam"ın "Türkistan'daki Yüce Eser"i, bu "Yüce İnsan", "Kadim ve Hatem" olan "Kelam"ı gönül'de, Türkçe söz ile açar". Bu "açış" ne "tercüme"dir, ne "tefsir"dir, ne de "meal".
***
Yalçın Koç yukarıdakilere benzer ifadeleri, bölümlere uygun gelecek şekilde tekrar tekrar bize anlatır. Bunların da söz'e gelmeyeceğini, öyle tefekkür faaliyeti ile de açılamayacağını peşi sıra eklemek kaydı ile. Bu toprakların ekin'i olduğumuzdan olsa gerek kalbimizin ritmi artar ve tab'da okuduklarımıza ikna olmaya çalışırız zihnin faaliyeti sonucunda olmasa da.
Tek yol "Kelam"ı "gönlünde" "mayala"yanların eserlerini görmek ve onlarla münasebet kurmaktır diye de belirtir Yalçın Koç.
Netice olarak bu söz'e gelmez kısım hakkında konuşmak yerine değil'in neden değil olduğuna dair anlamlama çalışması boyunca, yıllardır kendilerini kendilerinden okuma çalışmama rağmen bir arpa boyu yol alamadığım Grek-Latin-Kilise diyarının feylesofları hakkında bazı malumatlara sahip oldum, onların malumatları hakkında.
Biraz sonra da bunları özetlemeyeye çalışayım; bende tesis olan yansımaları açısından.
*Cogito ergo sum
Descartes iki farklı kavramı açıklayarak yolculuğa başlatır bizi. "Res cogitans" ile "res extensa"dır. Avam olarak, algıladığım şey şudur: Res cogitans faaliyeti ile birlikte "zihinde bir düşünce" ortaya koyar. Bu "zihindeki düşünce", zihnin "uzamsal bir kuvveti, Res extensa" ile "idrak" edilir.
Bir sonraki aşamada şüphe vasıtası ile bir "gerçek" lik ilişkisi kurmaya çalışır Descartes. "Hissettiklerimiz" bizi yanıltır savıne bardağın