Eğer hayatınız boyunca “Başkaları ne der?”diye yaşıyorsanız,öleceğiniz güne dikkat edin.Mümkünse güneşli bir günde vefat edin.Öldüğünüz gün,o el alem;hava soğuk,hava yağmurlu,hava rüzgârlı diye bahaneler üretecek ve %50’si cenazenize gelmeyecek.
Acınızı açmak ya da açık etmek, karşınızdakilerin ve çevrenizdekilerin pervasızlaşması, giderek hoyratlaşması, hatta hükümranlaşması risklerini de taşır. ("Ah, düşmeye gör!" der ya eskiler...) Öyleleri felaketleri sever ve anlattırmak isterler. "Hadi bir daha anlat," diye el çırparlar. "Anlat, nasıl düştün? Çok mu acıdı canın? O ne yaptı peki? Gelmedi, değil mi? Kimse yardım etmedi sana!..." Başkalarının acılarıyla hem beslenen hem de bu ziyafeti ilişki kurma biçimine dönüştürmüş insanlardır bunu yaparlar. Gözlerine kestirdikleri avlarına somut bir acının içindeyken yaklaşırlar. İnanılmaz bir destekle. İnsan üstü bir merhametle. Minnet bağını böyle yaratır, avladıklarının ruhlarında ve acılarında böyle kurarlar tahtlarını Üzerlerinde bir çeşit hükümranlık ya da emir-itaat ilişkisini kurdukları kişilerin başarılarındansa hiç hoşlanmazlar. İlişkinin varlık sebebi ortadan kalkmış olur ve hızla yıkılır. Ardından da şöyle derler: "Ben onun ne hallerini bilirim! Bir kuru ekmeğe muhtaç olduğu, beş kuruşsuz günlerini bilirim! O adam ona şunu şunu yaptığında nasıl ağladığını bilirim!..."
Sayfa 27 - Epsilon Yayınları
Reklam
"El Âlem" ne der....
Bir düşünsene, kaç duygu ertelenmişti, kaç yangından dönülmüştü o el âlem için. Kaç istek ertelenmişti, ne arzular itelenmişti bilinçdışına. Kolay mıydı bunca yıllık el âlemi elinin tersiyle itivermek? Çünkü iterse, kendisini itecekti ki el âlemi düşünmeden bir gün bile hareket etmediği için nasıl hareket edeceğini bilemiyordur tabii. Haklıydı sonra el âlem onu öyle görürse ne derdi?
Sayfa 96·Kitabı okudu
1000Kitap
Özgüven Yanılsaması
Yapılan çalışmalar, özgüvenin genetik yatkınlık, aile desteği, sosyal çevre gibi unsurlara bağlı olduğuna işaret ediyor. Eğer bu unsurları tek tek düşünürseniz konu, yine olanaklara ve bu bağlamda aileni zin sizi nasıl yetiştirdiğine bağlanıyor ne yazık ki. Yani büyük ihti malle oluşturduğunuz özgüven seviyesinin doğrudan ilk aşamada sizin yaptıklarınızla bir bağı yok. Her girişimi ''Aman dur, bizi rezil etme" ile "El alem ne der" aralığında tepkilerle karşılanan bir çocuk la, "Sen harikasın, her şeyi başarabilirsin" telkinleriyle büyüyen bir çocuk arasında böyle bir farkın olması normal elbette. Ama size güzel bir haberim var: ÖZGÜVEN TAMAMEN BİR YANILSAMADAN İBARET. Bu yanılsama hepimizde belli oranda var. Örneğin "Ne kadar zekisiniz?" sorusunun cevabı, %80'lik gibi büyük bir çoğunluk için "ortalamanın üzerinde" şeklinde karşımıza çıkıyor. Aynı eğilim "Ne kadar iyi bir insansınız?", "Ne kadar ahlaklısınız?" gibi sorular için de geçerli. Oysa büyük çoğunluğun ortalamadan yüksek olması matematiksel olarak mümkün değil. Dolayısıyla kendine muazzam özgüvenli görünen insanlar da bu yanılsamanın birer parçası.
Sayfa 110 - Kronik Yayıncılık
Yaptığına üzüleceğim herkesin yokluğuna üzülmeyi içime atıp, hafızayı dolduracağıma; gönlümdeki albümleri bir bir temizlemeyi Tezek bile toprağa katıldığında fayda sağlarken, dünyaya hiçbir faydası olmayanlardan uzakta yürümeyi Insanların ne istediklerini bilmeyen yanlarıyla savaşmak yerine, varoluşumun zaferiyle böbürlenmeyi Yoğurt katsan bile cacık olmayacaklar için kendimi üzmemeyi El âlem ne der diye düşünmek yerine, can kulağıyla kendimi dinlemeyi Mezardakilerin pişman olduğu hiçbir şey için, kendimi yememeyi Sallama insanlar yerine, demlenmiş insanlarla sohbet etmeyi tercih ettiğimden beri acımıyor canım...
Sayfa 37
Alıntı
Reklam
Reklam