Çocuk Susar Sen Susma...
8/10
·208 syf.··
2026 70. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 08:23
Kitap, bir bakımevinde kalan Bilge’nin, büyük oğlu Baykurt tarafından zehirlenmesi, aynı gün Baykurt'un da ölmesi ve bu iki olayın etrafındaki gizemle başlıyor. Anca asıl suçlu sadece zehri veren değil; o aile içindeki sistematik şiddet, tecavüz, baskı ve en önemlisi de tüm bunlara karşı olan suskunluk. Ayşe Erbulak, "Dede koruk yer, torununun dişi kamaşır" mantığıyla trajedinin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını çok iyi işlemiş. Bilge kitaptaki mağdurlardan biri ama uğradığı fiziksel ve psikolojik şiddeti, uğradığı tacizleri babasının sözleri ya da "el alem ne der" korkusuyla sineye çekmesi, hatta yaşadıklarını normalleştirmeye çalışması, zamanla onu çocuklarının gözünde bir suçlu figürüne dönüştürüyor. Kitapta anlatılanların maalesef neredeyse her gün üçüncü sayfa haberlerinde gördüğümüz gerçeklerle paralellik taşıması, okurken insanı huzursuz ediyor. Kitap, "kol kırılır yen içinde kalır" mantığının aslında nasıl hayatlar kararttığını bir tokat gibi okurun yüzüne çarpıyor. Bana göre sevgili Erbulak'ın asıl derdi cinayetin teknik detayları değil, "Bir aile, bir insanı kendi annesini öldürecek noktaya nasıl getirir?" sorusunun psikolojik anatomi çalışmasını yapmak. Ayşe Erbulak
1000Kitap
Aile CinayetleriAyşe Erbulak · Eksik Parça Yayınları · 2024194 okunma
8/10
·352 syf.··
2026 173. kitabı
Kan Davası #okudumbitti Reşat Nuri Güntekin ne yazdıysa merakla okurum dediğim bir yazar ve her kitabında aynı şeyi yeniden düşünüyorum: Bu kadar sade yazıp bu kadar derine dokunmak gerçekten büyük ustalık. Kan Davası da bunu bir kez daha hissettiren, hem iç burkan hem düşündüren hem de insanın içine usul usul işleyen bir roman oldu. Kitabın merkezinde idealist öğretmen Ömer var. Savaş yıllarından çıkmış, hayatın sert tarafını görmüş ama içindeki insan sevgisini ve özellikle çocuklara duyduğu şefkati kaybetmemiş bir karakter. Onun yolu, yıllardır birbirine düşman olan iki köyün arasına düşünce hikâye sadece bir kan davasını değil; cehaleti, toplumsal baskıyı, gururu, korkuyu ve insanların birbirine miras bıraktığı öfkeyi anlatmaya başlıyor. Reşat Nuri’nin en sevdiğim tarafı, insanı hiçbir zaman tek bir renkle anlatmaması. Bu kitapta da herkesin içinde biraz haklılık, biraz çaresizlik, biraz da yanılgı var. Kan davasını sürdüren insanların çoğu belki neyin peşinde olduklarını bile tam bilmiyor; ama köyün bakışı, törenin ağırlığı, “el âlem ne der” korkusu onları aynı karanlık döngünün içinde tutuyor. İşte bu yüzden roman yalnızca geçmişe ait bir hikâye gibi değil, bugün hâlâ karşılığı olan bir toplumsal yara gibi okunuyor.. Ömer’in çocuklar için verdiği mücadele ise kitabın en dokunaklı taraflarından biriydi. Onun gözünde çocuklar, bu kısır döngünün kırılabileceği en temiz yer. Eğitimin, sevginin ve sabrın insanı değiştirebileceğine inanması; bütün zorluklara rağmen vazgeçmemesi beni çok etkiledi. Özellikle bazı sahnelerde insanın içi hem burkuluyor hem de umutla doluyor. Anadolu köy yaşamı, yoksulluk, yalnızlık, dostluk, insan ilişkileri ve adalet duygusu öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki okurken hiçbir şey yapay durmuyor. Reşat Nuri’nin gözlem gücü yine kendini
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2009855 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·301 syf.··
2025 14. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2025 19:27
ŞEHADET İNCİLERİ - PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN ( RADIYALLAHUANHÜMA ) ​MUSTAFA NECATİ BURSALI ÖNSÖZ Bütün âlemleri yoktan var eden, varlığından bizleri haberdar eden, kullarından mü’minlerin kalp gözlerini açan, marifetinin nûru ile onları Rıza-i Bârisine erdiren Allah’a hamd ederim... Salât ve selâm, tek katresinin hacminde bin umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bin kâinat yüzen Kevser Havuzunun sahibi Allah’ın Sevgilisi, İki Cihanın Efendisi Cenâb-ı Ahmed’e ve O’nun Âl-i Ashabına olsun... Bu küçük eserimde cennet çiçeklerinden ıtırlar koklatmak en büyük dileğimdir. Bizzat Sonsuzluk Nebisinin: هُمَا رَيْحَانَتَيَّ مِنَ الدُّنْيَا “Onlar (Hasan ve Hüseyin), dünyada ikigülümdür.” Buyurduğu Peygamber güllerini koklamak ne devlettir. Onları gönül coşkunluğu içinde sevmek mü’minlerin saadet baharıdır. Allah’ın Resûlü, o solmaz çiçekleri tertemiz kucağında taşımış, mukaddes omuzlarına alıp gezdirmiş, kâh gönül coşkunluğu ile yanaklarından öpmüş, kâh altın saçlarını tel tel okşamış, kâh mübarek elleriyle küçücük ağızlarına lokmalar vermiş, kâh dizine çıkarıp hoplatmıştır. HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.) SÜT ANNE Hazret-i Hasan doğunca, Nebiyy-i Muhterem, amcası Abbas hazretlerinin zevcesi Ümmü Fadl'ın evine gitti. Ümmü Fadl, Kâinatın Efendisini heyecan içinde görünce sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Telaşınızın sebebi nedir?” “Hayırdır inşaallah. Fâtıma’nın bir oğlu doğdu. Sen, ona da Kusem’in sütü ile emzir!” “Peki, ey Allah’ın Resûlü!” Ve bir müddet Hazret-i Hasan’ı, Ümmü Fadl emzirdi... Peygamber çiçeği Hazret-i Hasan (radıyallahü anh) güler yüzlü, melek huylu, tatlı bakışlı, altın saçlı, gümüş bedenliydi. Allah'ın Sevgilisi onun hakkında, “Amcası Hazret-i Musa aleyhisselâmdan mirastır!” buyurmuşlardır. Esmâ binti Umeys der ki: “Hasan
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Radiyallahu Anhüma)Mustafa Necati Bursalı · Çelik Yayınevi · 2016119 okunma
Spoiler içerir, kitap bittikten sonra okumanızı öneririm.
8/10
·280 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:58
Dava, belli bir olay örgüsü barındırmamasına rağmen Kafka'nın modern dünyayı, otoriteyi ve insanın varoluşsal suçluluğunu sorguladığı/sorgulattığı bir başyapıt. İncelemem biraz uzun olabilir çünkü yoğun bir içerikle ilgili yazıyorum. Kitabın arka kapağında bu eserin distopik bir evrendeki hukuk sistemini anlattığı yazıyordu. Kitabı okudukça, aslında son derece realitenin içinden geçen bir roman olduğunu fark ettim. Kitap, Kafka'nın âdeti olduğu üzere "bir sabah aniden" gelişen bir olayla başlar. İki memur, karakterimiz Josef K.nın evine gelirler ve ona artık "tutuklu" olduğunu söylerler. Fakat K., suçunun ne olduğunu asla öğrenemez. Neyle suçlandığını, ne yapması gerektiğini hiç bilmeden bir girdabın içine çekilir. Burada garip olan şudur ki, Josef K. tutukludur ancak yine günlük yaşamına devam etmesine izin verilir yani görünürde bir değişiklik yoktur. İşe gider, evine döner, hayatını temelli değiştiren bir unsur değildir tutukluluğu. Fakat tüm sayfalarda görünmez bir otoritenin gücü dolaşmaya devam eder. Düşünün ki suç yok, suçluluk hissi var. Hangi suçtan yargılandığını K. başta olmak üzere kimsenin bilmediği, sürecin nasıl işleneceği konusunda herkesin bir fikir sahibi olduğu fakat kimsenin hiçbir şeyi düzgünce bilmediği bir ortamda, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan ve bu düzlemde kendisine yabancılaşan karakterimize bizler de eşlik ediyoruz. Kitap ilerledikçe bizler asla bu hukuk sistemi içerisinde 'tam bir aklanma'nın da mümkün olmadığını öğreniyoruz. Yani kişi ne kadar suçsuz olursa olsun, dava bir kere başladı mı artık paçasını asla tamamen kurtaramayacaktır. Kendini kurtarmak için uğraştıkça hukuk sistemine köle olacak, uğraşmadığı takdirde de ezilip gidecektir. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diyen bir yazar vardı, bu söz örgüde çok sık geldi
DavaFranz Kafka · Flipper Yayıncılık · 201863,9bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 13. kitabı
İnsanlar ne der, kendisine nasıl bakarlar diye içindeki duyguların baskılanıp körleştirildiği bu duygusuzluk silsilesinde hayatların mahvoluşunu vurgulayan Orhan Kemal’in El Kızı kitabı, diğer kitaplarına bakıldığında hafif sayılabilecek dili ve bir o kadar da yoğun olan duygu aktarımıyla Anadolu’nun yaralarını, insanların tekdüze yaşamaya çalışıp kendileri olamayışlarını çok güzel bir şekilde okura sunuyor. Zamanın dinamiklerini reddeden idealist avukat Mahsur’un çevresindekilere karşı olan yorumunu tuttumu ne kadar açık gözlü olsa da kanından olan annesinin karısına yaptıklarını ve yaptırdıklarını görmezden gelmesi, kendisine âşık olduğu hâlde ses çıkaramayan karısının hayatını istemeden de olsa nasıl söndürdüğünü bize çok yoğun duygularla aktarıyor.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,382 okunma