Neil Gaiman’ın sorununu buldum. Usta bir kalem olmasına karşın acemi yazarların sahip olduğu hastalıktan mustarip: Yazdığı şeyleri silmeye kıyamıyor yahut her yazdığının iyi olduğuna inanıyor.
Gerçekten başka bir açıklaması yok.
Neil Gaiman herhangi bir yayınevine bir eser götürdüğünde o eser vasatı aşmıyorsa bile kabul edilir. Benim yayınevime gelse, ben de kabul ederdim, yalan yok.
Fakat birileri Gaiman’ı bu konuda uyarmalı. Aklına gelen her öyküyü ve hikayeyi kaleme döküyor, objektif bir gözle okuyamadığına eminim. Bir konu aklıma geldiğinde, o hikayenin ne kadar kaliteli olup olmadığını düşünürüm. Gaiman çıtayı o kadar yükseltti ki, bu öyküleri sırf çerezlik yazıyor olsa bile ben bu tarz işlerini kötü olarak algılıyorum. Gaiman’ı gömüyorum, sebebi ise Sandman’de yaptığı harika işlere şahitlik etmiş olmam. Bu hakka sahibim. Gaiman’ın kendisi bana bu hakkı verdi.
Pelerinli Süvari’ye Ne oldu?, dört ayrı öykü kapsıyor. İlk ve çizgi romanın da asıl öyküsü olarak geçen öykü için vasat diyorum, geri kalanına vasat bile diyemiyorum.
Bu adam tekrardan Sandman seviyesine çıkmadığı sürece eserlerini beğenmeyeceğim sanırım.
Nâzım Hikmet’in Stalin’in ölümünden 5 gün sonra, onun için yazdığı ‘Hatırlıyorum’ adlı şiiri:
Hatırlıyorum.
On sekiz yaşımdayım.
Anadolu’dayım.
Anadolu savaşmakta.
Yol boyunca gidiyoruz.
Sıcak. Gölge yok.
Diyor ki yol arkadaşım
köylü Mehmed:
“Yakında acılarımız dinecek,
Bolşevikler yardım ediyor bize,
Lenin ve Stalin.
Dökeceğiz
gavuru denize.”
Hatırlıyorum.
Moskova’dayım.
Okumaya gelmişim
üniversiteye,
onun adını taşıyan.
O gelir,
otururdu bizimle...
Getirmişti belki de postallarında
Tsaritsın çarpışmalarının tozunu.
Bu ceketti belki de üstündeki
Petrograd’ı kurtardığında.
...Aklımda
kapkara bıyıkları,
sakin, dikkatli bakışı.
Nasıl da cesur ve genç!
Dilim tutulur
Tanrılara eştir o benim için
dizinin dibinde oturan erkek
duyabilen senin yanı başında
tatlı sesini
büyüleyici gülümseyişini.
Hoplatır evet böylesi yüreğimi
görür görmez yüzünü çıkmaz olur
sesim soluğum,
dilim tutulur, birden her yanımı
bir alevdir sarar inceden ince
kulaklarım uğuldar, hiçbir şeyi
görmez gözlerim
bir ter boşanır üstümden, titrerim
tüm bedenimle ölecekmişcesine
yemyeşil olurum çimenlerden de
yeşil Agallis.
Her şeye katlanabilmeli oysa