Elçin Alçın

Elçin Alçın
@eldenizz
Bir kitap okuduğumuzda herşeyi bildiğimizi sanırız. İki kitap okuduğumuzda ne kadar bildiğimizle alakalı kuşkuya düşeriz. Üçüncü kitabı okuduğumuzda , aslında hiçbir şey bilmediğimizin farkına varmış oluruz.
Nedir "Demirkırat" hikayesi , bilir misiniz? Demokrat parti 1946 yılında kurulduğunda ismini telafuz etmekte zorlanan millet, daha yakın olduğu bir kelimeyi kullanmaya başladı. "Demokrat" oldu sana "Demirkırat". Olay tamamen dil dönmesi meselesi. Dönmedi benim milletimin dili "demokrat" kelimesine. Aslında benim milletimin aklı "demokrat" kelimesine hiiiiç ermedi...Nasıl mı? Yüzlerce yıllık Osmanlı emperyalizmi ve Cumhuriyetin tek partili dönemi sonrasında "demokrasi" o kadar yabancı, o kadar yeni bir kavramdı ki, kimse onun ön koşullarını düşünmeden, kollarını sıvayıp atladı havuza. Demokrasiyi olabilecek en basit şekli ile, daha doğrusu kendisine anlatılan tek şekli ile kabul etti: "Çoğunluğun gücü ele geçirmesi!". Bu çağdışı, yoz tanım, öyle kabul gördü ki, benim siyasi kavramlara uzak, eğitimsiz halkımdan kimse ne kuvvetler ayrılığını, ne özgürlükleri, ne hoşgörüyü, ne eşitlik ilkesini hesaba kattı. Aldın mı iktidarı, ez diğer tarafı. "Demirkırat"ın, yani Demokrat Parti'nin iktidarı ele geçirdiği 1950 yılından itibaren, millet adına gücü ele geçirenler, diğer tüm ilkeleri yok varsayarak, cumhuriyet tarihinin en faşizan, en ayrılıkçı dönemlerinden birine imza attı. Kendisine oy verenleri sonuna kadar kayırıp, müthiş bir çıkar paylaşımı düzeni kurarken, kendisini desteklemeyen herkesi ötekileştirdi, hatta vatan haini ilan etti. Eleştiriye karşı tahammülsüzlüğü nedeniyle yüzlerce gazeteci binlerce yıl hapse mahkum oldu. Muhalefet milletvekilleri, parti genel başkanları iktidar partisinin çeteleri tarafından taşlandı, linç edildi. TC tarihinin en karanlık anti azınlık hareketi 6-7 Eylül olayları organize edildi. Üstelik tüm bunlar benim "millet" denen sığ çoğunluğun gözünde gayet meşruydu. Gücü elinde tutanlar bu sığlığı kullanarak, gidilebilecek en faşizan noktaya
Siyaset
Reklam
İsmet paşa bana şöyle söyledi:" Aman dikkat Madanoğlu" dedi. "Mustafa Kemal zamanında bana demişti ki:İsmet , bu kadar adam astık. Bu astıklarımızın yemedikleri nane , çıkarmadıkları kepazelik yoktu. Ama şimdi bunların bütün rezaletleri, kepazelikleri unutuldu ama asıldıkları unutulmadı."
Sayfa 268·Kitabı okudu
Cemal Madanoğlu Demirkırat Bu belgeselde beni çok etkileyen bir isimden de söz etmek istiyorum. Elinde bütün imkanlar mevcutken askerin ülkeyi gereği gibi yönetemeyeceğini anlayıp TC idaresini elinin tersiyle iten, ihtilalden sonra derhal erken seçim yapılarak demokrasiyle yeniden bir hükümet kurulmasından ve askerin kışlalarına dönmesinden yana ısrarcı olan cuntacı TÜMGENERAL CEMAL MADANOĞLU.. Elbette cuntacılığın iyisi kötüsü olmaz ama gelmiş geçmiş bütün cuntacılar arasında, bence farklıydı. Belgesele dahil olduğu her bölüm çok etkileyiciydi. Ama bir bölümden özellikle bahsedeceğim. Şunu söyleyebilirim.Madanoğlu kendisini ve gerçekleştirdiği ihtilâli sürekli tenkit eden neredeyse tek askerdi. İhtilalden hemen sonra şöyle diyor kendi kendine: "Ne yapacağız yahu? Beş-on subayla koca devleti nasıl hâle yola sokacağız? Biz ne anlarız devlet idaresinden?" Hemen ertesi gün, Cemal Gürsel Milli Birlik Komitesine bağlı subaylarla birlikte bakanlar kurulunu oluşturmaya başlıyor. Madanoğlu son anda toplantıya dahil oluyor. "Askerlerle birlikte devletin idaresinde görev almayacağımıza dair yemin ettik" deyip orada bulunan bakanlık koltuklarına gözlerini dikmiş askerlere şöyle sesleniyor: " Bre köftehorlar!! Sizin hanginiz maliyeden, hanginiz iktisattan, hanginiz ticaretten anlarsınız? Menderes de böyle yaptığı için bu duruma gelmedi mi?"
Siyaset
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2019 66. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2019 20:49
Tebriği fazlasıyla hakeden bir belgesel. Yayınlandığı tarihlerde (1991-TRT) ülkede 12 Eylül darbesinin vesayeti halen sürüyordu ve dolayısıyla belgeselin ortaya çıkmasında emeği geçen ekip, askerlerin tepkisine sebep olmuş ve haklarında bir çok dava açılmıştı. Tarafsız bir belgesel olduğunu söyleyebiliriz. Yeri geldiğinde asker, yeri geldiğinde Menderes , yeri geldiğinde de İnönü tenkit edilmiş.Ancak yayınladığı dönemin hassasiyetinden olsa gerek demokrat Parti'nin sebep olduğu bazı konulara hiç değinilmemiş yada üstünkörü geçilmiş.( Halk evlerinin kapatılması,6-7 Eylül olayları , Yeşilhisar olayları vs) Türkiye cumhuriyeti daha önce 3 kez çok partili demokratik rejime geçişi denemiş ancak başarılı olamamıştı. 1946'da Demokrat Parti'yle birlikte tek partili rejim Türkiye için tamamıyla tarih oldu diyebiliriz. Çok geçmeden 1950'de parti Milli Şefi açık ara geçerek iktidarı ele alıyor. Pek çok reformla birlikte zafer sarhoşluğunun vermiş olduğu etkiyle yasaklar , baskılar ve kısıtlamalar da baş göstermeye başlıyor bu yeni hükümette. Ve 10 yıllık iktidarlık, sonuçları aslında çok önceden öngörülen bir şekilde son buluyor. İhtilal.. Geriye dönüp bakalım.. Ülkemizde yaşanan her askeri müdahalenin sonunda , aslında bunun asla bir çözüm olmadığını hatta daha büyük sorunlar yarattığını rahatlıkla görebiliriz. Toplumun , siyasilerin ve askerlerin kendi vicdanlarıyla hesaplaşmasını gerektirecek bir çok talihsizlikler yaşanmıştır bu ülkede. Yıl 2019.. Ve hala değişmeyen , değiştirmeyi bir türlü beceremediğimiz birçok şey var. Mehmet Ali Birand'ın da dediği gibi: İnsan kendi kendine "Bu şekilde olmamalıydı , böyle bitmemeliydi " diyor. O zaman gerçek demokrasiye olan tutku daha da artıyor.
Siyaset
DemirkıratMehmet Ali Birand · Can Yayınları · 2016381 okunma