Osmanlı'yı karalamaktan zevk duyan başka bazı yazarlar da, matbaanın geç gelmesini, Osmanlı insanının kitaba ve bilime karşı ilgisizliğine bağlamaktadır ki bu büyük bir iftiradır.
İlgisizlik kitaba düşmanlıktan değil, olsa olsa doyumdan olabilir. Çünkü Osmanlı Devleti'nde kitap son derece boldur.
Mesala 15, 16 ve kısmen de 17. yüzyıllarda, eğitim açısından Avrupa ülkelerinin genel seviyesi, Osmanlı toplumundan çok daha gerilerdeydi. Matbaaya rağmen mevcut kitap sayısı son derece düşüktü. 16. yüzyılda, batı Avrupa'da bir kralın bin kitaba sahip olması nadirattandır. Oysa aynı asırlarda Osmanlı Devleti'nde on binin üzerinde el yazması kitaba sahip pek çok şahıs mevcuttur. Buna inanmayan varsa gitsin, Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki "Yazma Eserler Kataloğu'nu karıştırsın.
Dışarıdan ne yapıyor görünürse görünsün, kişinin gönlünün hep Allah'la olması, onu bütün davranışlarında ölçülü yapacak, küçük önemsiz görünen işlerinde bile ona bir ibadet sevabı kazandıracaktır.
"Sanat, felsefe ve dinin asıl manası, insanın dikkatini muammalara, sırlara ve sorulara çekmelerinde yatmaktadır. Bu ise şuurumuzun uyanması demektir."
Batılı zihniyet icinde, bu dunyaya ait amellerle öte dünya için yapilan ameller birbirinden farklidir. Laboratuarina giderken tanriyi kapi disinda birakmayi düsünen Batili alim, onu ayni zamanda kilisenin dört duvari arasinda hapsetmeyi de başarmaktadir! Tanri'yi ve Sezar'ı kesinkes ayirmak isteyen bir kafa yapisina sahiptir o. İşte bu ayni anlayisla İslam'a bakildiginda, söz konusu "illusion"ona da izafe ediliyor. Ve İslam'i böyle vehmettirmek icin eğitiliyor zihinler