Sevgili Erdal;
Seninle tanışmayı o kadar isterdim ki, günlüğünden bir parça okuduğumda, mektuplarından bir satır, sana yazılanlardan bir bölüm...
Sen dünyanın en iyi insanı olabilirsin benim gözümde. Sonsuz iyi, sonsuz çalışkan, duyarlı, hakkı hakkına veren, örnek, gerçek bir insan. Ki bu ülkeye yaptığın katkı da asla hafife alınacak gibi değil. En iyi yayınevi dediğinizde akla gelecek ilk beş yayınevinden biridir Can Yayınları, değil mi?
Uzun soluklu okuyamama bunalımından beni yine çıkaran Erdalcım oldu. Oldum olası biyografilere meraklıyımdır, özellikle sanatın herhangi bir dalı ayırt etmeksizin insanların iç dünyalarına.
Erdal Öz'ün mektupları öyle samimi öyle başka ki, okurken ona inanmamak aklınıza gelmez kaldı ki karşılık gelen mektuplar bunu kanıtlıyor.
Bu kitap sayesinde cehaletim sebebiyle bilmediğim Adnan Özyalçıner'i ve Kemal Özer'i de tanıma şansı buldum. Hele A. Özyalçıner'in mektupları adeta şiir tadında, hemen kitaplarını sipariş ettim ki kazancımız daim olsun. :)
Yayıncılığın, ses çıkarmanın, kendini göstermenin edebiyat dünyasında ne kadar zor ne kadar meşakkatli ne kadar çalışkanlık isteyen bir durum olduğunun kanıtı bu mektuplar. Dergi çıkarmak, kitabını bastırmak, edebiyatı tekelinde tuttuğunu düşünen yazarlarla uğraşmak öylesine zor ki; kulisler, ayak kaydırma çabaları, şikeli ödüllü yarışmalar... Sevdiğiniz yazarlardan tiksinirsiniz.
Misal bir edebi dedikodu vereyim. Erdal ve arkadaşları 'a dergisi'ni kurduklarında güzel yorumlar almaya başlıyorlar o sırada Papirüs dergisi olan Cemal Süreya bunlara çomak sokmaya çalışıyor, ne gerek abicim. Mesela bir de İlhan Berk sevimsizliği var. Adamın çoğu şiirinin çevirdiği şiirlerden arak olduğu biliniyor buna rağmen kulisle şiir ödülü veriliyor:) gibi gibi.
Tamamen sanata yani yalnız edebiyata değil,