"Şiir yazmak bir barış eylemidir. Şair, barıştan doğar. Ekmeğin undan yapılması gibi."
Sıcağı sıcağına bitirmişken kitabı hüzünle bir kaç satır yazayım dedim.
Pablo Neruda, gerçek bir halk şairi bizim vatan şairimiz Nazım Hikmet gibi. Ancak Şili bizim gibi değil tam olarak ona kucak açmış, yıllar boyu hem gizlemiş hem desteklemiş hem de korumuş. Onlarca tehdide, takibe, karalamaya öldürme teşebbüsüne karşın halkı hep arkasında durmuş. Bir şair için ne büyük şeref.
Halkının yanında yer aldığı Pablo Neruda;
"Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan"
Halkından uzakta çektirdikleri Nazım Hikmet;
"Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
Alnımın çizgilerindesin
memleketim,
Memleketim,
Memleketim..."
Genç yaşından itibaren siyasetin içinde olan Neruda Çin, Hindistan, Japonya, Fransa gibi bir çok ülkede konsolosluk görevi yapmış yaşadığını gerçekten apaçık itiraf eden uzun yıllara yayılmış çok güzel hatıralar bırakmış. Zaman zaman kitabı bırakıp verdiği isimleri araştırmam, bildiğimi düşündüğüm bazı olayları yeniden öğrenmem, hem siyasi hem edebiyat dünyasının dedikoduları, gerçekleri ya da Nerudaca anlatımı ile en sevdiğim türü yine biyografi olarak kavrattı.
Kitabı okurken de meraktan duramayıp Neruda filmini izledim. Yalnız hem çok dar hem de yalan yanlış bir anlatımı, hikayesi var. Neruda'yı tanıtıp tarihin bir bölümüne ışık tutmak için değil de, gece alemlerinin, seks partilerinin müdavimi Neruda böyle bilinir ona göre havasındaydı. Tabi Picasso gibi şiirlerinin etkisinin halkta yansıması gibi sağolsunlar bir kaç güzel ayrıntı vermişler.
Kitapta Neruda'nın dostu Picasso'dan Marquez'e, Fidel Castro'dan geceleri Sierra Maestra dağlarında "Büyük Türkü" şiirini okuduğunu söyleyen