“öldü,biliyorum! bilmedigimi mi sanıyorsun? ama yine de sevebilirim degil mi? bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın? tanrı askina;özellikle de,hayatta olanlardan bin kat daha iyi kalpli bir insansa?”
onun yüzüne bakmak ve sesini duymak için yaşadığımı hissediyordum.güzel miydi?evet,güzel olmasına güzeldi ama bu o kadar önemsiz bir ayrıntıydı ki benim için.basına bir sey gelse,yüzü degisse,hatta çirkinleşse bile ona olan duygularım değişmezdi.güzellikten çok daha farklı bir şeydi beni ona vurgun kılan.anlatılmaz,dile söze gelmez bir sey;bir hava,bir tavır,sesindeki ince bir kırılma,dudaklarının kıyısındaki hafif bir gölgelenme,gülerken çenesinde oluşan küçük çukur…bunların hepsi,hepsi çok özel seylerdi.daha da önemlisi,adete ruh ikiziydik.ömür boyu içinden çıkılmayan,her anın lezzetiyle dolup tasan bir sıgınaktı,birbirimizde bulduğumuz.
kelimeler! sadece kelimeler! ne korkunctu onlar! ne kadar apaçık,canlı ve insafsizdirlar! insan kelimelerden kaçamiyordu. öte yandan kelimelerin ne incelikli bi büyüsü vardi! biçimsiz şeylere esnek biçimler kazandırır gibiydiler. bir viyola ya da lavta sesini andiran tatil bir melodileri vardi sanki. sadece kelimeler… kelimelerden daha gerçek ne vardi ki?