kitabın başı karanlıkta adamla oturduğunu hissetmesi ve içini kaplayan huzursuzluk hissi çok tanıdıktı başta daha önce okuduğum bir kitabı okuyorum gibi hissettim.
zweig’ın kitaplarında son cümleler benim bi içimi titretiyormuş gibi hissediyorum. kitabın son 5 sayfasında benim için her şey değişti resmen.
başlarda doktorun yaşadıklarıyla bir şekilde empati kuramadım ve anlattıkları çok basit şeylermiş gibi hissettirdi. bir türlü dokunmadı bana. tam olmayacak bu derken son sayfalar beni gerçekten şaşırttı. aynı gemide olmaları ve sadece ikisinin ölmesi. ve sonda adamın gazete haberini okurken doktorun gözlükleriyle karşısında oturuyormuş gibi hissetmesi..
o cümle işte..
kitaba başlarken konusunu okuduğumda , bana kitapta asıl ön planda tutulması gereken şey doktorun kadına olan hayranlığı, şevheti arzusu gibi gelmemişti ama öyleydi genel anlamda. yani doktorun kadının en sonki kötü durumdaki halini gördüğünde daha önce hissettiği şeyleri bir anda unutup karşısında insan hayatı olması ve onun için kurtarılması gereken bir hayattan başka bir şey olmaması kısmı yani normal bi adamken doktorluğa geçtiği kısım çok hızlı işlenmiş gibi geldi
tabiki bu kadar kısa bir kitapta bu kadar şeyin bir şekilde sonda toparlanıp inanılmaz bir son yazabilmek ayrı bir konu ama orası hemen geçiştirilmiş gibi mi bilmiyorum ama bana dokunmadı işte.
“anlıyordum…daha çok sırrı için, onuru için mücadele veriyordu…hayatı için değil…”
bu kısım… ve kadının çektiği onca acı içimi yaktı resmen bu cümle ara ara beni düşündürdü
kadının tavrı ve kişiliği o kadar ilmek ilmek işlenmiş ki
kadını tanıyor gibi hissediyorum. zweig okuyalı bi süre olmuştu ihtiyacım varmış.