Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Çünkü dün akşam bu saatlerde kitabın yarısına geldiğimde sizlerle fotoğraf paylaşıp kitaptan tiksindiğimi söyledim. Nedeni ise argo kelimelerin sıkça yer almasıydı. Bu yüzden okumaya ara verdim. Ardından gece kitabı tekrar okumaya devam ettim. Evet ben de diğer okuyanlar kadar kitaptan çok etkilendim. Daha öncesi kitabın konusu hakkında bir bilgim yoktu. Yalnızca tek duyduğum şey Günday’ın Yeraltı Edebiyatı’nın temsilcilerinden biri olduğuydu. Romanda önemli iki karakter; Derdâ ve Derda. Romanın ilk kısmında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen 11 yaşındaki Derdâ, son kısmında ise mezarlıklarda büyüyen ardından Oğuz Atay ile tanıştıktan sonra hayatı değişen Derda’nın hayatına yer veriliyor.
Kitapta ne ararsanız var aslında. Çocuk şiddeti, çocuk istismarı, inanç kavramı, aşk, aidiyetsizlik hissi, toplumsallaşamama, tercih edilmiş yalnızlık, ahlâk kurallarından yoksun olma...
Kitabın bazı bölümlerinde şaşkınlığım ve öfkem arttı. Okuyanlar ne demek istediğimi anlamıştır diye umut ediyorum. En beğendiğim kısım hiç şüphesiz Oğuz Atay bölümüydü. Birkaç yıldır Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını okumak istiyordum fakat cesaret edemiyordum. Sınıfta kitabı tahlil eden arkadaşlarımı dinleyince merakım katbekat artmıştı. Bir gün muhakkak Oğuz Atay’ın tüm eserlerini okuyacağım. En rahatsız olduğum bölüm ise Derdâ ile babasının sahnesi ve Derda’nın annesine yaptıkları. Son olarak şunları söylebilirim evet bir kadın okuyucu olarak argo kelimelerden rahatsız oldum fakat kitabın sonu tek kelimeyle mükemmel. Özellikle o mektup beni çok etkiledi. Kitabın tamamıyla kurgusuna diyecek hiçbir lafım yok, şahane!